30 Mart 2011 Çarşamba

Adel Taraabt ''Yeni Zidane''


Real Madrid bu adamın peşinde. Bu sezon Queens Park Rangers formasıyla İngiltere Championship'i birbirine katan Faslı Adel Taraabt'a ''Yeni Zidane'' diyorlar. Ancak aşağıdaki videoda izledikten sonra bu adamın Ronaldo-Quaresma karışımı ama onlardan daha fantastik olduğunu göreceksiniz. Yaşı da daha 22. Bu sezonki performansıyla QPR'ı güle oynaya Premier Lige çıkartıyor. 15 golle takımının en golcü oyuncusu. Taraabt'ın kariyeri Lens'ta başlamış. Tottenham 2007'de genç oyuncuyu kadrosuna katmış. Ancak 2 sezonda sadece 9 maçta şans verdikten sonra QPR'a kiralamış. Orada parlayınca Championship ekibi Faslının bonservisini almış. Şu an bir çok büyük kulüp peşinde ama Taraabt'ın büyük olasılıkla Real Madrid'e gideceği konuşuluyor. Eğer Ronaldo gibiyse büyür ancak Quaresma'nın karakteri varsa fazla uzun ömürlü olmaz. Ama bu genç Faslı topa tek kelimeyle hükmediyor. İzleyin bakalım ne diyeceksiniz.
video

28 Mart 2011 Pazartesi

David Beckham-Tom Cruise


Kankalar, Lakers maçında buluşmuşlar. ''Abi karıları evde bıraktığımız iyi oldu'' der gibiler:)

Mesut Özil-Nike

video
Nike'ın Mesut için hazırladığı son reklam filmi. Merak edene...

Çıkıp Oynasınlar




Allahtan İspanya'nın puan kaybı gibi bir derdi yok. Her şekilde grup birincisi olacaklar. Ancak Litvanya'nın yukarıda gördüğünüz sahası hakikaten akıl alır gibi değil. Yıllardır buraya gelen her büyük ülke akla karayı seçiyor galip gelene kadar. İspanya'nın da bol pasa dayalı oyun sistemini düşünürsek işleri çok zor bu sahada. Bir umut UEFA'nın izin vermemesini umdular ama delege Laurent Duhamel ''Sakatlık falan olmaz bu sahada:)çıkıp oynasınlar''demiş. Matadorlar bu sahada ne yapacak bende merak ediyorum.

Adıma şarkılar söylemeyin...


Delidir ne yapsa yeridir sözü dünyada çok az insana yakışıyor. Jose Mourinho da bunlardan biri. Portekizli son katıldığı bir programda Bernabeu müdavimlerine çağrıda bulunarak, ''Benim adıma şarkılar söylemenizi sevmiyorum. Oyuncularımın isimlerini telaffuz ederek şarkılar söyleyin.Çünkü onların desteğe çok ihtiyacı var.'' demiş. Ne denir bu adama bilmiyorum ki. Şov mu yapıyor yoksa gerçekten hissederek mi böyle söylüyor bilemiyorsunuz. Sebebi de gittiği her takımda futbolcularının onu taparcasına sevmesi.

8 Tatlı Rüya


Gazzetta’nın ara dönem araştırmalarına bayılırım. Böyle milli maç aralarında hiç affetmez, patlatırlar süper bir tane. Bu da onlardan biri. Avrupa’da yoluna devam eden tek İtalyan, Inter olunca önümüzdeki sezon büyüklerin transfer hedeflerini masaya yatırmışlar. Başlık yukarıda gördüğünüz gibi harika. Alışveriş listesinin en başında, her kulübün rüyasını süsleyen Gareth Bale var. Tottenhamlı yıldız her geçen gün üstüne koyduğu performansla herkes tarafından en çok istenilen oyuncu. Galliyi, Bastos, Balotelli, Neymar, Ganso, Mascherano, Menez ve Sanchez takip ediyor. Bu isimlerden Mascherano ve Bastos hariç diğerlerinin hücum bölgesinde boy göstermesi de dikkat çekiyor.

Örneğin 20 yaşındaki forvet Balotelli’yi Milan çok istiyor. Inter’de oynarken Milan formasını üzerine geçirmesi, Manchester City’e transfer olmasına rağmen adının halen Milan ile anılması, genç İtalyan’ın sıradaki adresini açıkça gösteriyor. Santos’un 19 yaşındaki Neymar’ı ise Juventus başta olmak üzere Real, Barça ve Manchester City istiyor. Neymar’ın takım arkadaşı 21 yaşındaki oyun kurucu Ganso’nun transferi için Milan-Inter derbisi yaşanacak gibi gözüküyor. Roma’nın 23 yaşındaki yıldızı Jeremy Menez için Milan ve Juve’nin adları geçiyor. Bu sezon Serie A’da şov yapan Udinese’nin 22 yaşındaki forveti Alexis Sanchez için ise Inter başı çekiyor. Chelsea ve Barcelona’da Şilili yıldızı takipte. Barcelona’ya giderek bana göre hayatının hatasını yapan Javier Mascherano da Juventus’un takibinde. Orta sahada topla Black Swan’ı oynayan Barcelona’ya ne gidersin be güzelim. Senin oyunun halay çünkü. O da İtalya’da kendine gelecektir. Son isim Bastos’un Juventus’a gideceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bu sezon birçok oyuncuyu elinden çıkarması gereken Juve aynı zamanda kaliteli isimleri kadroya katıp İtalya’nın en çok şampiyon olan ekibini tekrar sahneye çıkarması lazım. İşte 3 İtalyan’ın favorileri bunlar. Sezon sonu büyük bir yarış olacağı kesin.

Futbol Güzelliktir


Bu güzellik Emirates'te oynanan İskoçya-Brezilya maçından...

23 Mart 2011 Çarşamba

Seleye dikkat


Lima'da gösteri amaçlı yapılmış bu hareket. Ama ne olur ne olmaz seleyi iyi ayarlamak lazım...

21 Mart 2011 Pazartesi

Fatih Terimli derbi


Serie A'da bu hafta Milan kaybetti, Inter kazandı, puan farkı 2'ye indi. Milli maç arasından sonra 2 Nisan Cumartesi 21.45'te oynanacak olan Milan-Inter derbisini Fatih Terim, Spormax ekranlarından San Siro'da yorumlayacak. Adamlar Terim'in İtalya'ya geleceğini duyunca müthiş heyecanlandılar. Bilgi vermek için çektiğimiz faxa cevapları, ''inanmıyoruz, ciddi misiniz, bu müthiş bir olay'' oldu. İmparator farkıyla derbi tadından yenmez.

Ronaldo sakatlandı


Aslında Real Madrid uzun süredir ilk defa Madrid derbisinden kayıpla ayrılıyor. 1999'dan bu yana sahada kaybetmeyen Real, bu maçta sakatlanan Ronaldo'yu kaybetti. Portekizli, 2-3 hafta sahalardan uzak kalacak. İlk bilgilere göre Tottenham maçında oynayacak Ronaldo. Milli maç arası Real'i kurtaran etken oldu. Sene boyunca en kıytırık maçta bile oynamanın bedelini ödüyor galiba. Real'de rotasyona girmeyen tek adam, bir sakatlık daha yazşamazsa şu an El Clasico'ların hepsinde forma giyecek gibi gözüküyor.

20 Mart 2011 Pazar

Pep-Mou kuklaları


Bu kare Valencia'daki bir festivalden. Mourinho gittiği her ülkede rakip teknik adamlarla ayrı bir rekabet oluşturur. Bu seferki en sert rakibi olunca ve birde ilk maçı 5-0 kazanınca her yerde ikiliyle ilgili şeyler görüyoruz. Daha önce bu satırlarda yer alan kupa finali atkılarında olduğu gibi. Şimdi de ikili arasındaki rekabet kuklalarda betimlenmiş. Guardiola burada biraz uzun gösterilmiş ve Mourinho Katalana tekmeyi basmaya çalışıyor ama sonuçta kukla bunlar.

19 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray 1-2 Fenerbahçe/Şans kapıyı çalınca


Ne yaparsan yap kaderin önüne geçilmiyor. Galatasaray – Fenerbahçe rekabetinde son yıllarda yaşanan tablo bu. Sarı lacivertliler öyle bir psikolojik üstünlük kurmuş ki Galatasaray ne yaparsa yapsın, iyide oynasa kötü de oynasa yenemiyor Fenerbahçe’yi. Son 10 maçta tek galibiyet, Nonda’nın golüyle şampiyonluğun geldiği maç. Onun dışında 2 beraberlik, 7 Fenerbahçe galibiyeti var. Kolay açıklanır bir istatistik değil. Fenerbahçe bugün de değişik bir senaryoyla yendi Galatasaray’ı. Hiçbir şey oynamayarak. İsterseniz lakaytlık deyin, isterseniz Fenerbahçe’li futbolcuların çayına uyku ilacı katılmış. Evet Galatasaray bugün beraberlik golüne kadar oynayabileceğinin maksimumunu verdi ama Fenerbahçe bu kadar kötü hiç olmamıştı.

Ancak burada sorulması gereken asıl soru ve benim de inanamadığım olay, Fenerbahçe duran toptan beraberliği yakaladıktan sonra Galatasaraylı futbolcular nasıl fişi çekebiliyorlar. Semih 76’da atmış golü. Uzatmalar dahil en kötü 20 dakika var maçın bitmesine. Yani bir darbeyle yıkılacak kadar kırılgan mı Galatasaray. Tamam psikolojik olarak dibe vurulan bir sezon ama son dönemde bu maçtan başka motive olacağın ne var. Golü yedikten sonra bu kadar kolay teslim olmak hiç yakışmadı Galatasaray’a. Son dönemde acımasızca eleştirilen Hagi de bugün fazla hata yapmadı bana göre. Gereğinden fazla cesur bir kadro çıkartarak risk aldı. Bu kumar Andre Santos’un saçma sapan hatası, Kazım’ın müthiş inadı ve güzel vuruşuyla tuttu da. 2.yarı ise yaptığı değişikliklerde tek itirazım Pino tercihi yerine Kewell’i kullanması. Pino, Fenerbahçe’nin sallanan savunmasını yıkabilirdi. Onu neden tercih etmedi bir türlü anlamadım. Ancak genel itibariyle Hagi’nin de formda olduğunu söyleyebiliriz. Benim en büyük eleştirim ise Galatasaray taraftarına. 1-1’den sonra statta çık çıkmıyordu. Ne takıma destek, ne rakibi baskı altına almak, bunların hiçbirini yapmayarak sınıfta kaldılar.

Gelelim Fenerbahçe’ye. Alex de Souza, bu sezonun uzak ara kahramanıdır. Bir gol bir asistlik performansıyla hiçbir şey oynamayan Fenerbahçe’ye galibiyeti getirdi. Son yıllarda bir takıma bu kadar etki eden bir adam görmemiştim. Geldiğinden bu yana en iyi Alex performansını izliyoruz bu sezon. Takım olarak baktığımızda da bu kadar uzun bir galibiyet serisinden sonra arada böyle kötü oyunlar normaldir, o da bu maça denk geldi. Emre olsa forvet ve savunma arasındaki bloğu daha sağlam tutabilirdi. Cristian bugün tek kelimeyle rezaletti. Selçuk sakatlanıp çıkmasa belki Brezilyalı olmayacaktı ikinci yarıda. Niang, geldiğinden bu yana en kötü oyununu oynadı. Aykut Kocaman’ın Niang sabrına hayran kaldım. Sakatlığından bile şüpheliyim. Aykut hoca çıkarmayınca utanıp çıkmak için sakatlık numarası yaptı diye düşündüm bir ara:)

Maçın hakemi Fırat Aydınus ise bana göre iki kararında hatalıydı. Birincisi Özer'in kendisine yaptığı hareket kırmızıya daha yakındı. İkincisi ise maç heyecanı içinde gözlerden kaçmöış olabilir, Musa Çözen'in de maç içinde tekrarını vermediği Baros'un Gökhan Gönül'den kapıp topu ağlara gönderdiği pozisyonda faul verdi ve sinirlenen Baros'a sarı kart gösterdi. Maç sonunda pozisyonun tekrarına baktığımızda ise Baros'un topu çok temiz aldığını görüyoruz. Tabi bunlar benim fikrim. İki pozisyonda yoruma fazlasıyla açık. Sonuçta şampiyonluk yolunda, bu kadar kötü futbola rağmen alınan müthiş bir galibiyet diyebiliriz Fenerbahçe adına. İlerleyen haftalar için bir sinyal değildir bu futbol. Sadece maçlık bir olaydır. Böyle bir galibiyet serisinde mutlaka rezil oynanan bir maç olurdu, o da bugüne denk geldi ama müthiş bir şansla kazandılar. Trabzon’da Onur’un da sakatlığını düşünürsek 2-3 hafta önce ilan edilen bir Fenerbahçe şampiyonluğu çok yüksek bir ihtimal haline geldi.

18 Mart 2011 Cuma

Bir El Clasico ihtimali daha


Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Liginde çeyrek va yarı final eşleşmeleri belli oldu. Real Madrid ve Barcelona'nın yarı finalde eşleşme ihtimali yüksek. Böyle olursa 17 Nisan'da ligde, 20 Nisan'da kupada karşılaşacak olan ezeli rakipler bu maçlardan sonra 15 gün içinde iki kezde Şampiyonlar Liginde karşılaşabilir. Şampiyonlar Ligi eşleşmeleri yukarıda. Biz Avrupa Ligine bir bakalım;
ÇEYREK FİNAL:
Porto - Spartak Moskova
Benfica - PSV Eindhoven
Villarreal - Twente
Braga - Dinamo Kiev

YARI FİNAL:
Braga - Dinamo Kiev eşleşmesinin galibi ile Benfica - PSV Eindhoven eşleşmesinin galibi
Porto - Spartak Moskova eşleşmesinin galibi ile Villarreal - Twente eşleşmesinin galibi

17 Mart 2011 Perşembe

Schuster'in ardından


Gelişi bir garipti zaten. Mustafa Denizli’nin sağlık sorunları konuşulurken Schuster ile anlaşılmıştı bile. Her ne kadar yönetim yok böyle bir şey dese de kimseye inandıramadılar doğal olarak. Guti ve Quaresma transferleriyle ''Yeter Yıldırım Demirören yeter'' tezahüratlarını bitiren başkan, devre arasında Serdal Adalı’nın 3 süper yıldızı daha almasıyla önümüzdeki sezonun takımını kurmuştu. Bir sene önce öfkeden kuduran taraftara mutluluk hormonu aşılanmıştı. Bu kadar önemli yıldızları hangi takıma koyarsanız koyun taraftarı şaşırır zaten. Beşiktaş’ta da öyle oldu. Öte yandan nasıl olsa Schuster, gelecek yılda takımın başındaydı. Teknik direktörün onayı ve planlaması olmadan gelecek sezonun takımı başka nasıl kurulsun ki?

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ligin ilk yarısında Schuster, daha ilk haftalardan eleştirilmeye başlanmıştı. Ama Avrupa’da Lucescu’dan sonra ilk defa işlerin yolunda gitmesi, Trabzon maçı hariç derbilerde başarılı sonuçlar alınması, devre arası takviyeleriyle ikinci yarı için umutların tavan yapmasına neden oldu. Hatta basının gazıyla ortaya atılan ''17’de 17'' hedefi bile çoğu kişi tarafından kabul görmüş ve neden olmasın denmeye başlamıştı. Ancak büyük yıldızları yada iyi oyuncuları kağıt üzerine yazınca galibiyetler, başarılar gelmiyor. Bunun en iyi örneği de Real Madrid’in iki kez hayata geçirmeye çalıştığı ''Los Galacticos'' projesinde açıkça görüldü. Ama ülkemizde böyle bir düşünce ilk defa hayata geçirildiği için sonuçlarının ne olacağı maalesef kestirilemedi.

Buca maçında alınan 5-1’lik skor ardından da kupadan Trabzon’u elemenin takıma bir rahatlık getirdiğine yada bu maçlardan sonra ayakların yere basmadığına inanmıyorum. Sonraki Belediye karşılaşmasında Siyah Beyazlılar 10 kişi kalmasına gerçekten çok iyi bir futbol ortaya koymuştu. O maçta Belediye farkı kaçırdı ama Beşiktaş, 10 kişi kaldıktan sonra. Sonraki dönem ise tepe taklak gitti Beşiktaş. En son Dinamo Kiev hezimetleri tuz biber oldu. Peki neydi Schuster’in hataları. Öncelikle kadronun şişmesine izin verdi. Dünyada başarıya giden takımlar 14-15 oyuncunun etrafında dönerken Beşiktaş’ta bu sayı 22-23’ü buldu. Sonra da oynaması gereken oyuncuları rotasyonda değerlendirmek zorunda kalınca bir türlü ideal kadroyu kuramadı. Son maç dahil Beşiktaş 2-3 hafta üst üste aynı kadroyla çıkamamıştı. Türkiye’yi tanımadığı belliydi ama takımları tanımak ve analiz etmek için de çok bir şey yaptığını iddia edemeyiz. En azından yaptığım istihbarat bunu söylüyor.

Dezavantajları da olmadı değil. Sezon boyunca özellikle Quaresma’nın sakatlıkları onu çok zorladı. 2.devreye girerken de Ersan Gülüm’ün sezonu kapatması. Beşiktaş’ın sürekli hücumu düşünen oyun yapısında Ersan, atletik yapısıyla kilit rol oynuyordu. Ve en önemlisi son yıllarda sürekli önce savunma güvenliğini düşünen takıma önce hücum dedi. Şu an büyük takımların bile denemeye korktuğu bir sistemi oturtmaya çalıştı. Bunda da başarısız olduğu ortada. Bırakın aldığı sonuçları Beşiktaş’ın futbolunda gözle görülür bir ilerleme olmadı.

İşte böyle geçti Schuster rüzgarı Beşiktaş’tan. Geldiği günden bu yana hiçbir şeyden ödün vermeyen Bernd Schuster, alınan sonuçları hazmedemeyerek ayrıldı İstanbul’dan. Hoş ayrılışında yönetim baskısı da var mı bilemiyorum ama hiç gitmesini istemedim açıkçası. Belki de uzun yıllar çalışacağını hissetse o da bu kararı almazdı. Del Bosque’den sonra Real Madrid’i şampiyon yapan bir teknik adam daha sezon sonunu görmeden ayrıldı Beşiktaş’tan. Bakalım önümüzdeki sezon kim gelecek Beşiktaş’tan ayrılmak üzere. Sonuçta ülkemizde kural bu. Şampiyon olamazsan gidersin. Acımak yok.

16 Mart 2011 Çarşamba

Carlosmania


Önümüzdeki 2 yıl Dağıstan'da forma giyecek Roberto Carlos, yerel kıyafetle.

14 Mart 2011 Pazartesi

Viva Zapata!


Halı sahada çok oynayanlar bilir. Bazen kaleci bulamazsınız halı sahalarda bu işi yapacak olanlar vardır. Saat parasını ödersin. Çıkışta da kazanmışsan bir kola ısmarlar ve vedalaşırsın. Ha birde çok iyi olanları vardır. Saat parası yetmez, kendisine alır bir ücret. Sende mecbur olduğun için seve seve bayılırsın. Galatasaraylılar kusura bakmasın ama Zapata ilk verdiğim örneğe daha çok uyuyor. Halı sahada bile onun gibi adama daha çok para vermem. Bu adam nasıl kalecilik yapıyor ve lisanslı sporcu anlamadım. Hadi o yutturmuş, koskoca Galatasaray bu adama birde para veriyor. Son yıllarda böyle bir bombayı bizim Beşiktaş yapmıştı. Danimarka'dan Kjaer'i getirerek birde şimdi Zapata'yı gördüm. 2000'li yıllarda hala komik işler oluyor yurdumda. Ondan sonra da yok marka değeri, yok ligimiz 321 milyon dolar. Önce zihniyet değişecek, kulüp yönetiminde başkanlar bu iş için profesyonel bir ekip oluşturacak. Yani daha çok iş var. O yüzden her saçmaladığınızda demeç vermek yerine önce bu iş nasıl yapılır onu bir araştırsanız fena olmayacak.

13 Mart 2011 Pazar

Black Swan


Geçen hafta sinemaya gittim eşim ve 2 arkadaşımla birlikte. Bilet gişesinde bakıyoruz filmlere. İki adayımız var. King's Speech ve Black Swan. Ben daldım hemen, boş verin Black Swan'ı dedim. Balemi izleyeceğiz şimdi diye. Girdik King's Speech'e. Girmez olaydım. Filme Oscar verilmesinin kurbanı olduk. Oyunculuk tamamda bu kadar mı durağan ve iç bayıltıcı film olur. Yemişler Inception'ı dedim. Ama sonra en iyi film ödülüne aday diğer filmleri izleyip ona göre kesin bir karar vermek istedim. İlk önce Social Network'ü izledim. Gerçekten çok başarılıydı. Facebook'a bir daha girip girmemeyi sorgulattı bana. Mark Zuckerberg rolünde Jesse Eisenberg müthiş bir performans sergilemiş. Film bütünüyle King's Speech'den daha güzel.

Sonra da dün akşam Black Swan'ı izlemeye karar verdim. Daha önce de izlemedim. Blue-Ray'nin çıkmasını bekliyordum. Social Network'te olduğu gibi. Black Swan'ı izledim ve beynimden vurulmuşa döndüm. Son dönemde Inception'dan sonra izlediğim en iyi filmdi. Hatta hangisine ödülü verirsin desen Black Swan herşeyiyle biraz daha öne çıkar. Inception'da özel efektler falan da girdiği için işin içine, Black Swan daha öne çıktı bende. Müthiş bir senaryo, çekimler kusursuza yakın, Natalie Portman'ın oyunculuğu ise anormal. Son dönemde Oscar kazananlar arasında kadın-erkek farketmez, en çok hak eden olmuş. Filmi izlemeniz için bir kere doğru ortamı sağlamalısınız. Tek başıma izledim ve adeta filmin içine girdim. Filmin sonunda da beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü izlediğiniz bütün kareler finalde dan diye oturuyor beyninizde ve hass....r diyorsun. Yanlış anlaşılmasın. Katil kim tarzı bir son değil bu. Yönetmenin yapmak istediğini anlama açısından. Zaten filmin yönetmeni Darren Aronofsky. Babayı çok anlatmaya gerek yok. Merak eden IMDB'ye ufaktan baksa yeter. Belki de benim kadar etkilenmeyeceksiniz filmden. Ben dağıldım açıkçası ve o gün ''bale filmine mi gideceğiz len'' dediğim için utandım kendimden:) Diğer adaylardan The Fighter ve The Kids are All Right'ı daha izlemedim ama King's Speech'e en iyi film, en iyi yönetmen ödülünü veren akademiye yuh diyorum.
Not: Sonuçta sinemacı değilim. Kendi çapımda filmden çok etkilendiğim için yazdım yazıyı. Sen ne anlarsın ulen tarzında yaklaşmazsınız sevinirim:))

11 Mart 2011 Cuma

El Clasico heyecanı başladı


Nisan ayında iki kez karşılaşacak olan ezeli rakipler Real Madrid ve Barcelona arasında slogan yarışı başladı. Bu karede de gördüğünüz gibi maç atkılarında Guardiola ve Mourinho öne çıkmış. İlerleyen günlerde daha değişik ve ilginç çalışmalar görebiliriz.

Futbol TV


11 Mart Cuma
20:00 Manisaspor-Beşiktaş / Lig TV
21:30 FC Koln-Hannover 96 / TRT 3 & TRT HD
21:45 Brescia-Inter / TV8 & Spormax
22:00 Rennes-Marseille /
12 Mart Cumartesi
14:00 Samsunspor-Tavşanlı Linyit / TRT 1
14:00 Karabükspor-Bursaspor / Lig TV
14:45 Birmingham-Bolton / NTV Spor
16:00 İBB-Eskişehirspor / Digi Kanal
16:30 Bayern-Hamburg / TRT 3 & TRT HD
19:00 Trabzonspor-Kasımpaşa / Lig TV
19:15 Manchester United-Arsenal / NTV Spor
19:30 W.Bremen-M'Gladbach / TRT 3 & TRT HD
21:00 Real Madrid-Hercules / NTV Spor
23:00 Zaragoza-Valencia / NTV Spor
13 Mart Pazar
13:30 Giresunspor-Rizespor / TRT 1
13:30 Diyarbakırspor-Adanaspor / TRT 6
13:30 Antalyaspor-Gençlerbirliği / Digi Kanal
13:30 Milan-Bari / TV8
15:00 Ankaragücü-Galatasaray / Lig TV
15:30 Willem II-Ajax / Beyaz TV
15:30 Bucaspor-Gaziantepspor / Digi Kanal
16:00 Stoke-West Ham / NTV Spor
16:00 Roma-Lazio / TV8
16:30 Mainz-Leverkusen / TRT 3 & TRT HD
17:30 Sivasspor-Kayserispor / Digi Kanal
18:00 Lille-Valenciennes / Kanal A
18:30 St Pauli-Stuttgart / TRT 3 & TRT HD
18:45 Man City-Reading / NTV Spor
19:00 Fenerbahçe-Konyaspor / Lig TV
19:00 Denizlispor-Boluspor / TRT 1
21:45 Parma-Napoli / TV8
22:00 PSG-Montpellier / Kanal A
22:00 Sevilla-Barcelona / NTV Spor
Copy-Paste: tribundergi.com

9 Mart 2011 Çarşamba

Barcelona-Busacca-Ovrebo


Son 3 senedir dünyada en iyi futbolu kim oynuyor? Açık ara Barcelona. Bu oyun milli takıma da yansıyor ve İspanya tarihinin en başarılı dönemini geçirip iki kupayı müzesine götürüyor. Barcelona’nın futbolcuları bu dönemde Altın Top’un son 3 adayı oluyor. Bu sene milli takımda ve kulübüyle Avrupa’da herhangi bir şey kazanamayan Lionel Messi ödülün sahibi oluyor. Barcelona’nın futboluna kimsenin bir şey diyecek hali yok. Adamlar hastalık boyutunda inanılmaz bir pas trafiğiyle rakiplerinin aklını alıp güle oynaya lig şampiyonluğunu kazanıyor. Real Madrid, 2 sezondur Barcelona’yı durdurmak için inanılmaz paralarla büyük yıldızlar transfer edip unvanı geri almak istiyor ama başarısız oluyor. Barcelona’nın başardıklarını üstüne basa basa söylüyorum ki futbolları hakkında ne düşündüğüm açıkça anlaşılsın diye.

Peki yazımın başlığındaki hakemler kelimesini niye attım şimdi onu açıklayayım. Dünya futbol kamuoyu, ülke federasyonu, Avrupa ve uluslar arası futbol birliği zaman zaman büyük yıldızlara kimi zaman da müthiş takımlara hep sıcak davranmış, hatta o takımı diğerlerinden ayrı yere koymuştur. Yıldızlara bir örnek Maradona’yı söyleyebiliriz. Bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur. Ama futbolculuk zamanında yaptığı davranışlar pekte örnek alınacak türden değildir. Bunları burada tek tek bir kez daha sıralamaya gerek yok. Ama Maradona bunları yaparken sahada başarılı olduğu için Fifa ve Uefa hiçbir zaman Arjantinli efsaneyi yeteri kadar iyi yönlendirmedi. Gittiği yolun yanlış olduğunu mesela araya adamlar sokarak göstermedi. Tam tersi ortada bir pazarlama harikası olduğu için yaptığı çoğu yanlışa ses çıkarmadılar. Ta ki bu yıldız ışıltısını kaybedene kadar. 1994 Dünya Kupası’nda ipini çektiler.

Bazı kadrolar içinde bunu yaptılar. Onları ön plana çıkardılar. Şimdiyse bunu Barcelona ve Messi’yle yapıyorlar. Barcelona’nın Şampiyonlar Ligi’nde en kötü final oynaması isteniyor. Aksi düşünülemez. Geçen sene bir şey yapamadılar ya Inter maçında kafayı yediler. Belki de Barcelona’nın Inter’i ne olursa olsun eleyeceğini düşünüyorlardı. O yüzden bir şey yapmadılar. Ondan önceki seneyi düşünün. Yarı finaldeki Chelsea-Barcelona maçını. Norveçli hakem Ovrebo’yu. Barcelona oynadığı futbolla ligi kasıp kavuruyor. Avrupa’da da emin adımlarla yoluna devam ediyor. Chelsea ise o sene ligden kopmuş, Şampiyonlar Ligi tek hedef. İlk maç İspanya’da 0-0 bitmiş. Rövanş ise hala ortada. Sonuçta Barça bir gol atsa her şey değişecek. Chelsea 1-0 öne de geçiyor. Barcelona sahada yok. Herkes biliyor ki Barcelona’nın turu geçmesi mucize. Ama sahneye Ovrebo çıkıyor. Kırmızı kart göstermesi gerekiyor, göstermiyor. Penaltı vermesi gerekiyor, vermiyor. Yani maçın içine edip Barcelona’nın 90 artılarda attığı bir golle adını finale yazdırmasına izin veriyor. Sonra da o Barcelona kupayı da alıp 6 da 6 yapıyor. Ondan sonra diyorlar ki uzay takımı. Bu takımı yenmek imkansız. Geçen sene Inter, iyi futbolla değil ama müthiş bir mücadeleyle yendi Barçayı. Sonrasında ise 6 da 5 yaptı ama kimse sallamadı.

Bu sezona bakarsak ise Barça ligde fırtına gibi. Korkunç bir galibiyet yüzdesiyle oynuyor. Real Madrid, Mourinho hamlesine rağmen onları yakalayamıyor. Bunda tabi La Liga’nın iğrenç bir lig olmasının da çok etkisi var. Aslında Real zirvedeki bir takımın kaybedeceğinden çok daha az kaybetmiş ama Barcelona tuhaf takım kardeşim. Neredeyse hatasız gidiyorlar. Peki aynı Barça Şampiyonlar Ligi’nde de uzay takımı mı? Kesinlikle hayır. Grupta öyle yada böyle zorlandığı çok maç oluyor. Ama doğal sonuç olarak kendisini ikinci tura atıyor. Rakip ise Arsenal. Avrupa’da başarı kültürü çok az olan bir ekip. İngiltere’deki maçı Arsenal geriden gelip 2-1 kazanmış. Özellikle 2.yarı müthiş oynamış, top göstermemiş Barcelona’ya. Ama rövanşta herkes biliyor ki favori uzak ara Katalanlar. 2-1’le gidiyorsan Nou Camp’a ve adın bırakın Real Madrid’i, Inter yada Chelsea değilse işin çok zor. Ama Arsenal bir umut gitti işte. Sonuçta futbol bu. Ne zaman ne olacağı hiç belli olmaz. İlk yarı Barcelona oynuyor, Arsenal gol yememeye çalışıyor. Gol atmayı düşünmüyor. Kendisine güveni yok. Gol atmaya gidip geri dönemezsem cezayı keserler korkusu var. Barcelona karşısında doğal bir strateji. Maç bu şekilde giderken sahneye daha önce çok kere eleştirilen İsviçreli hakem Massimo Busacca çıkıyor.

Arsenal kalecisinin sakatlığı nedeniyle çıktığı süreyi anlaşılmaz bir şekilde 5 dakika olarak belirliyor. Barça ilk yarının uzatmalarında golü buluyor. Hadi bunda bir şey yok diyelim. 2.yarı başlıyor. Arsenal kazandığı korner sonrası Busquets’in kendi kalesine attığı gol sonrası beraberliği yakalıyor. Pozisyonu bile olmayan Arsenal dramatik bir şekilde beraberliği sağlıyor. Maçın ne olacağı belli değil. Barcelona strese girip atamayabilir. Arsenal, üzerine gelen Barcelona’yı kontra ataklarla vurabilir. Ya da bunların hiçbiri olmaz. Barcelona, yakaladığı pozisyonları gole çevirip turu geçer. Ama Busacca durun diyor. Aynen 3 sene önce Ovrebo’nun yaptığı gibi. Maçı normal gidişatına bırakmak yerine direkt etki ediyor. Önce Van Persie’yi saçma sapan bir şekilde 2.sarı karttan oyundan atıyor. Sebep düdükten sonra topa vurması. Ama izleyenler bana hak verecektir. İnanılmaz ağır bir karar. Daha bugün Tottenham-Milan maçında Crouch, daha bariz ve abartılı bir pozisyonda topa vurdu hakem hiçbir şey vermedi. Van Persie attıktan sonra Arsenal’i moral olarak parçalıyor Busacca. Sonrasında yetmiyor skor 2-1’ken son darbeyi komik bir penaltı çalarak vuruyor. Barcelona bu maçı kazanmayı hak etti mi? Kesinlikle evet. Rakibine pozisyon vermeyerek ve bir çok gol pozisyonuna girerek. Peki çok pozisyona giren mi maçı kazanıyor her zaman. Hayır. Futbolun güzelliği burada işte diye bir laf var. İşte buna izin vermedi Busacca. Barcelona’nın hakkıyla kazanmasına izin vermedi. 90.dakikada Bendter’in vuruşu gol olsa bir anlamda Busacca’ya karşı kazanılmış bir zafer olacaktı ama o da olmadı. Barcelona şimdi çeyrek finalde. Bu saatten sonra diğer rakiplerini eleyip kupayı da alabilirler. Zaten Şampiyonlar Liginin en büyük favorisi Barcelona.

Ama bu şekilde kazanamamalı. Bu şekilde kazandıktan sonra da çıkıp Barcelona şöyle takım böyle takım denmemeli. Bu topu herkes Barcelona gibi oynayacak diye bir kural yok kitapta. Herkesin oyun sistemi farklı ki Arsenal de zaten her zaman böyle oynayan bir takım değil. Eti ne? Budu ne? Biz Nou Camp’tan ancak böyle çıkarız demişler. Senin bir takımın kaderiyle böyle oynamaya hakkın yok be Busacca. Ama bakmayın siz. Uefa mutlu. Busacca’nın bir maçı böyle katletmesinde sorun yok. Önemli olan pazarlama harikası Barcelona’nın yoluna devam etmesi. Pazarlama harikası Messi’yi daha çok izleyeceğiz. Ona bir altın top daha verilecek. Ta ki Messi’yle işleri bitene kadar. Sonra yeni bir pazarlama harikasına bakacak Uefa da Fifa da. Maalesef dünyada futbol düzeni bu. Sistem böyle işliyor. Bir takımın hakkı çok kolay yenebiliyor.

Kayıp Balık Mesut


Marca ilginç bir işe imza atıp Real Madrid oyuncularını sinema ve televizyon karakterlerine benzetmiş. En güzeli ana sayfadaki resimde en büyük yeri kaplayan Mesut olmuş. Kayıp Balık Nemo'ya benzetilmiş. İkinci en güzel benzetme de Adebayor-Avatar. Ronaldo ise filmden esinlenerek Terminator'e. Arbeloa ise Robocop'a. Kısacası çok güzel bir çalışma olmuş. Altta da konuyla ilgili Marca'nın sitesinde yer alan video var.
video

7 Mart 2011 Pazartesi

Dalglish-Kuyt-Suarez ve Manu zaferi


İşte benim Liverpool'um bu...İnatçı İskoçun hakkından bir başkası gelir demiştim bir başka yazımda. Bugün onun sinyallerini gördüm bir kez daha ve mutluyum. İş yüzünden maçın belli böülmlerini izlediğimden (hemen hemen 60 dakika) çok fazla yoruma giremiyorum. Kuyt'ın hat-trickine çok sevindim. Kaleye en fazla 3 metre mesafeden 3 gol atsa da Hollandalı usta böyle büyük bir derbide adını tarihe yazdırdı. Premier ligdeki ilk hat-trickinin de bu maça denk gelmesi ayrı bir güzellikti. Carragher'ın Nani'ye saha içinde ameliyat yapması maçın çirkinliğiydi. Çok beğendiğim hakemlerden biri olmasına rağmen Philip Dowd'un da bu pozisyonda kırmızı kart göstermemesi rezillikti. Nani'nin bacağındaki yarığa bakarsak sahalara dönüşü biraz geç olucak gibi. Manchester United adına büyük bir kayıp. Kuyt'ın üçlemesini övdük ama aslan payının da Suarez'de olduğunu söylemeden geçmeyelim. İlk golde telefon kulübesi çalımlarının hakkını verelim. Rio-Vidic ikilisi olsa o çalımları belki yaptırmazlar ama ne olursa olsun United savunmasının aklını aldı Uruguaylı. 2-0'dan sonra bir 10 dakikalık Manchester baskısı golü getirse maçın şekli her şeye rağmen değişebilirdi ama Kop tiribünü bu gece rahat uyuyacak. Sezonun genelini düşünürsek çok ihtiyaçları vardı buna. Kenny Dalglish'le de devam kararı alırlar artık herhalde. Chelsea maçındaki muhteşem futboldan sonra bugün de Manu zaferi İskoçun koltuğunu sağlamlaştırır diye düşünüyorum. Son söz ise belli: You'll never walk alone...

Beşiktaş:1 Trabzonspor:2/Schuster'in marifeti


Beşiktaş’ın son iki maçta moral kazanması, Trabzon’un galibiyet ihtiyacı, iki takımın oyun tarzı, maç öncesi güzel futbol izleyeceğimizin sinyallerini veriyordu. Ama bugün güzel futbol hariç her şey vardı sahada. Goller, kırmızı kartlar, kötü bir hakem vs.
İlk yarı ortada bir oyun vardı. Beşiktaş, orta sahada Fernandes-Necip-Guti üçlüsüyle oyunun hakimi gibi gözüküyordu. Guti, Beşiktaş’a geldiğinden bu yana en kötü oyununu oynamasa siyah beyazlılar ilk yarıda işi bitirebilirdi. Daha ilk yarıda Beşiktaş’ın ayağına bir fırsat daha geldi aslında. Serkan Balcı’nın atılması. Trabzon’un dinamosu, maç boyunca Simao’nun başına bela olması yüksek ihtimal Serkan da atılınca Beşiktaş herhalde rahat alır dedim ama futbol başka bir olay işte.

Maç Beşiktaş’ın kontrolünde giderken ne oldu da Trabzon kazandı derseniz, tek sorumlu Schuster’i getiririm karşınıza. Hakem de rezaletti diyenleriniz olacak kabul ama Tolga Özkalfa’yı en sona bırakayım istiyorum. Schuster, oyunun kontrolünü elinde tutan Beşiktaş’ı Nobre’yi alarak durdurdu. Top tekniği yüksek ve Guti’yi rahatlatan Fernandes’i oyundan alması Trabzon’u müthiş rahatlattı. Düşünün ikinci yarı Beşiktaş, sahada sayı olarak dengelenene kadar rakibine üstünlüğünü hiçbir şekilde kabul ettiremediyse bunun tek sebebi Schuster’in Fernandes-Nobre değişikliğidir. Orta sahadan bir oyuncu alıp hiçbir şekilde adam eksiltme özelliği olmayan Bobo’nun mücadele olarak daha iyisi teknik olarak en alt seviyesi bir modeliyle Beşiktaş hücum etmeye çalıştı. Halbuki Fernandes oyunda kalsa Beşiktaş sürekli topa sahip olarak illaki pozisyon ve gol bulacaktı. Schuster’in bu yanlışına rağmen Beşiktaş golde buldu ama son haftalardaki duran top hastalığı yine kendini gösterince galibiyet sevinci 2 dakika sürdü. Sonrasında Sivok da atılıp kişi sayısı dengelenince Beşiktaş’ın göbeği kabak gibi açıldı ve Trabzon kontra atakla golü bularak elmas değerinde 3 puan aldı. Bu oyunun teknik-taktik yönüydü. Gelelim çok büyük hakem (!) Tolga Özkalfa’ya.

İki taraf adına da çok komik hatalar yapan ve bence kendi mesleği dişçiliğe bir an evvel dönmesini tavsiye edeceğim Özkalfa ve yardımcıları bakın neler yaptı maçta:
-İlk yarıda Giray’ın kung-fu tekmesine devam dedi. Kırmızı kart göre bana göre banko ama hadi topa değdi diye en kötü sarı kart vermesi gerekirdi.
-Serkan Balcı’nın ilk sarı kartı biraz ağır olabilir. Ama tam bir hakem yorumu. Bana göre biraz ağırdı.
-Simao’nun golü buz gibi goldü. Ofsayt bayrağı kalktı.
-Sivok’un ilk sarı kartı tam bir skandaldı bana göre. Düdükten sonra topa vurmaksa neden ayıp derim başka bir şey demem.
-Burak’ın ceza sahası içerisinde Rüştü’nün çelmesiyle yerde kalmasına devam dedi, kendini güldürdü. Komik adam bu Özkalfa. Sonrasında sarı kartlar havada uçuştu.
İşte böyleydi kararlarda. Beşiktaş’ın mağlubiyetini hakeme bağlamıyorum, tek sorumlu benim futbol gözlüğümde Schuster’dir. Ama Özkalfa saçma sapan kararlarıyla maçın önüne geçmeyi başardı. Schuster de bir kez daha yırttı. Ama nereye kadar?

4 Mart 2011 Cuma

Futbol TV


4 Mart Cuma
20:00 Kayserispor-Manisaspor / Lig TV
21:30 Dortmund-Koln / TRT 3 & TRT HD
21:45 Lecce-Roma / Spormax
5 Mart Cumartesi
14:00 Mersin İdman Yurdu-K.Erciyesspor / TRT 1
14:00 Konyaspor-Ankaragücü / Digi Kanal
14:45 Birmingham-West Brom / PL TV
16:00 Gaziantepspor-Sivasspor / Lig TV
16:30 Hannover 96-Bayern Munih / TRT 3 & TRT HD
17:00 Arsenal-Sunderland / Spormax & PL TV
19:00 Mallorca-Valencia / NTV Spor
19:00 Galatasaray-Karabükspor / Lig TV
19:30 Manchester City-Wigan / Spormax & PL TV
19:30 Leverkusen-Wolfsburg / TRT 3 & TRT HD
19:45 Twente-Breda / Beyaz TV
21:00 Barcelona-Zaragoza / NTV Spor
21:45 Juventus-Milan / Spormax & TV8
21:45 Excelsior-PSV / Beyaz TV
22:00 Auxerre-PSG / Kanal A
23:00 Atletico Madrid-Villareal / NTV Spor
6 Mart Pazar
13:30 Rizespor-Gaziantep BB / TRT 1
13:30 Kartalspor-Denizlispor / TRT 6
13:30 Sampdoria-Cesena / TV8
14:00 Kasımpaşa-Antalyaspor / Digi Kanal
15:30 Liverpool-Manchester United / Spormax & PL TV
16:00 Inter-Genoa / TV8
16:00 Bursaspor-İBB / Lig TV
16:30 Freiburg-W.Bremen / TRT 3 & TRT HD
17:00 Eskişehirspor-Bucaspor / Digi Kanal
17:30 Ajax-AZ Alkmaar / Beyaz TV
18:00 Wolves-Tottenham / Spormax & PL TV
18:00 Lyon-Arles / Kanal A
18:30 Hamburg-Mainz 05 / TRT 3 & TRT HD
19:00 Adanaspor-Samsunspor / TRT 1
19:00 Beşiktaş-Trabzonspor / Lig TV
21:45 Lazio-Palermo / Spormax & TV8
22:00 Marseille-Lille / Kanal A
22:00 Santander-Real Madrid / NTV Spor
7 Mart Pazartesi
20:00 Gençlerbirliği-Fenerbahçe / Lig TV
22:00 Blackpool-Chelsea / Spormax & PL TV
Copy-Pasted: tribundergi.com

Spor Toto Süper Lig 24.Haftaya Bakış


KAYSERİSPOR – MANİSASPOR
Kayserispor geçen hafta Trabzon deplasmanında biraz sakin olabilse 3 puanla dönebilirdi. Ama tecrübesizlik böyle maçlarda ortaya çıkıyor işte. Maç boyunca Trabzon’dan daha iyi oynamadılar ama gerçekten müthiş paslaştılar ve Trabzon’un mutlaka kazanmamız lazım stresini iyi değerlendirdiler. Manisa ise Sivas deplasmanında rakibinin ihtiyacına yenik düştü. Maçı Sivas kadar istemediler ve mağlup oldular. Bu maçta ise avantajlı olan taraf tabi ki Kayseri. Manisa özellikle deplasmanlarda çok tehlikeli olsa da favori ev sahibi.
KONYASPOR – ANKARAGÜCÜ
Ankaragücü geçen hafta derbide Gençlerbirliği karşısında adeta bozgun yedi. Skor her ne kadar bir ara 2-2’ye kadar gelse de sahada futbol olarak Gençlerbirliği, rakibini ezdi. Bu maçtan önce Ümit Özat’la yollar ayrılmıştı. Şimdi Ankaragücü, Konya karşısına yeni teknik adamı Mesut Bakkal ile çıkacak. Yeni bir hava getireceği kesin. Konyaspor ise deplasmanda kritik bir mağlubiyet aldı rahat Karabük karşısında. Teknik direktörü Yılmaz Vural’ın da maç sonunda dediği gibi stresten iki pası doğru dürüst yapamadı Konyaspor. Yılmaz Hoca’nın gelmesine rağmen açıkçası Konya’nın işi zor. Çünkü önce oynatmamayı düşünen Ziya Doğan’ın kadrosuna Yılmaz Hoca top oynatmaya çalışıyor. O yüzden işleri zor. Bu maçta ihtiyaç ev sahibi diyor, Ankaragücü’ndeki teknik adam değişikliği de kafaları karıştırıyor. Ev sahibi az bir farkla favori ama ortada bir maç diyebiliriz.
GAZİANTEPSPOR – SİVASSPOR
Gaziantepspor, geçen hafta Eskişehir karşısında yine çok iyi futbol oynamadı. Maçtan önce söylediğim gibi iki denk takımın mücadelesiydi ancak aradaki tek fark Cenk Tosun’du. Yine iki güzel gol atan Cenk’in performansı bu maç için belirleyici oldu. Eskişehir son dakikalarda baskı kurup farkı önce bire indirdi. Hatta biraz daha süre olsa maçın berabere bitmesi büyük olasılık olarak duruyordu ama Gaziantep kazandı. Sivasspor ise geçen hafta kritik maçta evinde Manisa’yı güzel bir oyundan sonra mağlup etmeyi başardı. Maç boyunca galibiyeti ne kadar çok istediğini rakibine hissettirdi. Tehlikeli bölgedeki rakiplerinin hepsinin kaybettiği haftada kazanarak büyük avantaj elde ettiler. Ama şimdi gerçekten zor bir deplasmandalar. Açıkçası kora kor bir mücadele olur ancak favori üstün formuyla Gaziantep.
GALATASARAY – KARABÜKSPOR
Galatasaray geçen hafta ikinci yarıdaki papatya falı formunu devam ettirdi. Yine kendi evinde kazandıktan sonra deplasmanda kaybetti. Aslında geçen hafta tek kelimeyle rezalet bir maç oynanıyordu. Galatasaray ilk ciddi atağında Baros’la öne geçti. İkinci yarı sessiz sedasız devam ederken Galatasaray savunması anlaşılmaz bir şekilde Gökhan Ünal’ı durduramadı ve beraberlik golü geldi. Sonrasında ise futbol komedilik bir savunma hatası ve penaltıyla 3-1’lik skor çıktı ortaya. Yani Belediye 3 gol attı ama bir tane adam akıllı pozisyona girdi. Şimdi yine içeride oynuyor Galatasaray. Karabük geçen hafta içeride zor durumdaki Konya’yı mağlup ederek Emenike’siz bir maç daha kazanmayı başardı. Karabük, Emenike yokken daha bir kontrollü daha bir rakibinin hatasını kollayan oyun tarzında oynuyor. Galatasaray maçında da bu şekilde oynayıp kontra kovalayacaklardır. Hafta içi kupadan elenme, Ayhan’a gösterilen tepkiler, Adnan Sezgin’in istifası gibi olaylara rağmen Galatasaray bu maçın favorisidir.
KASIMPAŞA – ANTALYASPOR
Kasımpaşa iki maçlık galibiyet serisinden sonra geçen hafta Fenerbahçe deplasmanında beklendiği gibi mağlup oldu. Maçı Fenerbahçe ne zaman gol atacak diye izledik adeta. 1-0’dan sonra ilk yarı penaltıyı gole çevirseler belki bir şeyler olabilirdi ama yine de totalde iyi mücadele ettiler. Bu maç ise onlar adına çok daha önemli. Çok az da olsa var olan ligde kalma şansları bu tip maçların kazanılmasına bağlı. Antalya ise Beşiktaş’la garip bir maç oynadı geçen hafta. Rakibi psikolojik olarak zor bir dönemden geçmesine rağmen duran toplar hariç çok etkili olamadılar ve sezon başından bu yana hemen her maç gol yiyen Beşiktaş karşısında gol bulamayarak bende hayal kırıklığı yarattılar. Antalya da ikinci yarı hala galibiyet alamayarak cepten yiyenlerden. Bu maç onlar adına da çok kritik. Kazanırlarsa hem Kasımpaşa’nın ipini çekecekler hem de kendi adlarına çıkış maçına imza atacaklar. Ancak müthiş zorlu ve tam anlamıyla ortada bir maç olduğunu söylemek lazım.
BURSASPOR – İSTANBUL BB
Bursaspor geçen hafta Buca deplasmanında çok kritik bir galibiyet alarak son 2 haftada girdikleri travmadan çıktı. Maçın ilk yarısında daha iyi oynayan taraf Buca’ydı. Bursa ikinci yarıda biraz daha toparlandı ve kalite farkıyla bu zor deplasmandan galibiyetle döndü. Şimdi ise içeride çok tehlikeli bir takımla oynayacaklar. Belediye’nin Galatasaray maçında ne yaptığını yukarıda yazdım. Burada da Bursa’nın hatasını kollayıp puan yada puanlar almaya çalışacaklar. Favorinin kesinlikle Bursa ama Belediye’nin de futbolunu hesaba katıp bir sürpriz ihtimalini de düşünmekte fayda var.
ESKİŞEHİRSPOR – BUCASPOR
Eskişehirspor, Gaziantep’i değerlendirirken yazdığım gibi Cenk Tosun’a mağlup oldu. Maç boyunca iyi mücadele ettiler ama Gaziantep ile aralarındaki en büyük fark hücum bölgesindeki isimlerdi. Maçın son 5-10 dakikasında iyi baskı kurdular ama farkı ancak bire indirebildiler. Buca ise Bursa karşısında ilk yarıda çok iyi oynadı hatta direkten dönen topu bile vardı ama ikinci yarıda Bursa’nın kaliteli ayaklarına teslim oldular. Bu zor deplasmanda da işleri zor açıkçası. Kendi evlerinde olduğu gibi deplasmanda bu kadar iyi oynayamıyorlar. Favorim Eskişehir, maçtaki en büyük sürpriz beraberlik olur gibi duruyor.
BEŞİKTAŞ – TRABZONSPOR
Ligde haftanın maçı. Beşiktaş Buca maçından sonra ligde ilk kez kazandı Antalya deplasmanında. Bundan önceki maçlarına oranla çok daha kontrollü oynadılar. Deplasmanda alınan bu galibiyet takımın moralini kesinlikle yükseltmiştir. Bu takım zaten Fenerbahçe maçını da eksik kalmasa çok büyük ihtimalle kazanacaktı. Ben bu patlamayı şimdi Trabzon karşısında bekliyorum. Bordo Mavililer ise geçen hafta Kayseri’yle Premier lig tadında bir maç oynadı. Kazanabilirlerdi de kaybedebilirlerdi de. Çok garip bir maç oynadılar gerçekten. Bu kadar moral bozukluğundan sonra İnönü stadında işlerinin zor olduğunu düşünüyorum. Maç içerisinde garip etkenler ortaya çıkmazsa Beşiktaş bu maçın favorisi bana göre.
GENÇLERBİRLİĞİ – FENERBAHÇE
Gençlerbirliği geçen hafta derbide Ankaragücü’nü adeta sahadan silerek net bir galibiyet aldı. Açıkçası maçtan önce iki takım arasındaki bu kadar bariz bir fark olabileceğini tahmin etmiyordum ama Gençler gerçekten muhteşem oynadı. Fenerbahçe ise Kasımpaşa’yı rahat yendi. Her ne kadar Kasımpaşa penaltı kaçırmasa ve ilk yarı 1-1 bitse biraz sıkıntı yaşanabilirdi ama Sarı Lacivertliler istediği sonucu sahadan çıkardı. Gençlerbirliği ise zor bir deplasman gibi gözükse de Ankara ekibi bu ligin en zayıf kadrolarından birine sahip aslında. Fenerbahçe’nin zorlanmasına rağmen bu deplasmandan galibiyetle dönmesini bekliyorum.

2 Mart 2011 Çarşamba

Galatasaray 0-0 Gaziantepspor: Aslantepe'de Kabus


Maçı stattan izlemenin ne kadar önemli olduğunu bugün bir kez daha anladım. Galatasaray'ın ligdeki maçlarını televizyondan izlediğim için sarı kırmızılıların ne kadar vahim bir durumda olduğunu anlayamamışım. Bugünkü maçtan sonra şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, Galatasaray ligdeki konumunu fazlasıyla hak ediyor. Yanlış anlaşılmasın ama Galatasaray'ın özeti şu: ''Kötü bir anadolu takımı.'' Yani ligde Kayseri, Gaziantep, Belediye ve diğerleri Galatasaray'ın puan olarak üstündeyse bunun sebebi şanssızlık, hakem hataları falan değil. Tamamıyla Galatasaray'ın çok kötü olmasından dolayı.

İlk yarı başladı, dakikalar ilerliyor. Görüntü aynen şöyle. Gaziantep oyunu yönlendiren, rakip yarı sahasında istediği gibi oynayan ekip. Galatasaray ise rakibinin hata yapmasını bekleyen, sanki ilk maçta avantajlı bir skorla sahaya çıkan ve kontra atak kovalayan bir ekip. İkinci yarıda ise Gaziantep hem oyuncuların hem de teknik direktörünün tecrübesizliği nedeniyle daha bir geri çekilip hücum yapmamayı düşününce Galatasaray biraz baskılı gözüktü. Ama bu baskı pozisyon getirdi mi, hayır. Bir tane Servet'in pozisyonu var. Zaten Galatasaray sahaya öyle bir yayılıyor ki, savunma-orta saha-hücum arasında inanılmaz bir mesafe var. Oyuncular hiçbir şekilde birbirlerine yardım etmiyor. Saha içi organizasyonu sıfır anlayacağınız. Teknik direktörünün oyuna etkisi sıfır. Mesela Hagi bugün inanılmaz bir hamle yaptı maçın 80.dakikasında. Gaziantep tamamıyla geriye çekilmiş beklerken sahada pas trafiğini yönlendirecek tek oyuncu Culio'yu çıkarması akıl alır gibi değil. Bu dakikadna sonra tam da Gaziantep'in istediği doldur boşalta döndü oyun. Kendi kendime Galatasaray'da Hakan Şükür futbola geri döndü de oyuna mı girdi dedim. Çünkü ileride tek Baros var. Servet uyandı işe ileriye çıkayım diyor ama Hagi olmaz cevabı veriyor. Ta ki son 5 dakikaya kadar. Ama orada da ciddi bir tehlike yaratamadılar.

Bu arada maçın hakemi Cüneyt Çakır'a çok tepki vardı tribünlerde. Televizyondan izlemediğimden tartışmalı pozisyonlar için bir şey söyleyemem ama Galatasaraylı futbolcuların kesinlikle iyi niyetli olmadığını belirteyim. Önümde olan bir çok faul, taç pozisyonlaırnda haksız olmalarına rağmen yaptıkları itirazlarla tansiyonu yükseltmeye çalıştılar. Peki Cüneyt hoca çok mu iyiydi derseniz, hayır. O kadar çok gereksiz düdük çaldı ki iki tarafa da oyunun kalitesini çok düşürdü. Kısacası garip bir maçtı bugün izlediğim. Bu yaşıma kadar Galatasaray'ı hiç bu kadar kötü görmemiştim. Takımın ruhu gitmiş, sahada Galatasaray forması giydiğine inanamaması gereken futbolcular ve teknik direktörlük bilgisi çok zayıf olan bir Hagi. Açıkçası Allah Galatasaray taraftarına sabır versin demekten başka bir şey gelmiyor aklıma.

Bloguma dokunma!!!


Bazı Bloggerlar kaçak maç yayını yapıyor diye Digitürk önlem alınmasını istemiş. Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi de You Tube örneğinde olduğu gibi Bloggerları toptan yasaklamış. Şu an için Superonline ve Quick net de uygulanıyormuş sadece. Bu durum devam edecekse böyle çok ayıp. Burada Digitürk, haklı olarak başvuruda bulunmuş. Ancak illegal yöntemi seçen birkaç blog için tüm yorganı yakmaya gerek yok. Burada Digitürk'ün tüm blogları kapatın diye bir talebi de yok. Zaten illegal yayın yapan bloglarında adresini, her türlü belgesini sunmuş mahkemeye. Digitürk, bu konuda önce Google'a da başvuruda bulunmuş. Bu işi mahkemeye gitmeden halledelim diye ama Google oralı olmamış. O yüzden Digitürk Google da mahkemeye vermiş. O yüzden Digitürk'ü suçlu olarak göstermemek lazım. Aslında konunun özeti kurunun yanında yaşında yanması. Teknik detaylar yüzünden suçlu bloglar kapatılamadığından bizlerde zarar görüyoruz. O yüzden ben burada Google'ı göreve çağırıyorum. Sizlerde sorumluyu iyi anlayın ve tepkinizi ona gösterin.

Hayvan kim?


Esas hayvanlar arkada bence...

Chelsea-Manchester United:2-1


Maçı izleyemediğimden detaylı bir yorum yapamam. Ancak Manchester United kazansa lig bitiyordu desek yanlış olmaz herhalde. Arsenal'in eksik Tottenham maçı var White Heart Lane'de. Puan farkı şu an 4. Bu karşılaşmada sezonun ilk maçıydı. İkinci maç takvimde 7 Mayıs olarak gözüküyor. 6 gün önce de Arsenal-Manchester United maçı var. Nefes nefese bir yarış bekliyorum kalan haftalarda. Favorim ise Manchester United. Çünkü Arsenal her an saçmalamaya müsait bir takım. Şampiyonlar Ligi trafiği de iki takımın geleceğini belirlemede etkili olur.