30 Haziran 2011 Perşembe

Michel Platini'den Dobra Dobra


Avrupa Futbolunun zirvesindeki adam Michel Platini’yle bir röportaj yapmış Marca. Taze taze hemen çevirelim istedim. Tabi ki Spormax’ten Serdar Kamaç kardeşim vasıtasıyla. Avrupa Futbolunun evi Nyon’da Platini’nin Marca’ya verdiği röportajda dobra dobra konuşmuş Fransız futbol adamı. Kulüplerin ekonomisi, yabancı sahipler, yasadışı bahisler, teknoloji, Real Madrid, Barcelona ve tabi ki Mourinho hakkında tüm sorulara içtenlikle cevap vermiş. İşte Michel Platini röportajı…
Soru: Öncelikle Mourinho ile başlayalım
Cevap: Tamamdır. Ona ayrı bir sempatim var. Mourinho’yu seviyorum.
S:Peki Mourinho’yu teknik direktör olarak mı seviyorsunuz yoksa insan olarak mı?
C:İki tarafını da. Kafa yapılarımızın uyuştuğunu düşünüyorum. O adamı seviyorum. Hem kişilik hem de antrenörlük olarak. Ancak tabi bu, UEFA disiplin komitesinin onunla uğraşmayacağı anlamına gelmiyor. Bu ikisi çok ayrı konular. Çok saçma şeyler söyledi. Bu nedenle de Disiplin Komitesi onu cezalandırdı.
Sonra da itiraz hakkını kullandı, sonucunu da hep beraber göreceğiz. Ancak tüm bu yaşananlar, onu beğenmemi engellemiyor. Futbolculuk dönemimde bana çok kart gösteren ve buna rağmen çok iyi geçindiğim birçok hakem vardı. Babam da çocukluğumda yaramazlık yaptığım zaman bana tokat atardı ama bunu beni sevdiği için yapardı.
S:Real Madrid ve Mourinho’ya verilen bu cezaların ardından aynı yerden yapılan açıklamalar biraz garip kaçmıyor mu?
C:Benim bu konularla hiçbir alakam yok. Disiplin komisyonu bağımsız bir organ. Uefa başkanının bu konulara hiçbir müdahalesi olamaz. Siz gazeteciler sürekli Platini’nin olaylarda etkisi olduğunu yazıyorsunuz. Bunlar asılsız. Ne disiplin kuruluyla ne de hakemlerle hiçbir bağlantım yok.

S:UEFA’nın ona karşı bir tavrı olabilir mi?
C:Kesinlikle hayır. Tam tersi. Kendim bizzat onunla aramın iyi olduğunu söylüyorum. Samimi olarak söyleyebilirim ki, Uefa’da böyle politikalara yer olduğunu düşünmüyorum. Uefa tarafsız bir organdır ve herkese saygılıdır. Disiplin komitesi bu kararları verirken, yargılanan kişinin kim olduğunu umursamıyor. Hakemler Barcelona’yı Real Madrid’e veya Juventus ve Milan’a karşı kayırmıyor.
S:20. yüzyılın en iyi takımı Real Madrid, son 3 sezonda yalnızca bir Kral Kupası kazanabildi. Sizce neden?
C:Neden? Bunu ben de soruyorum, Neden? Sırf galaktik oyunculardan oluşan bir takım kurmak kolay değildir. (Los Galacticos’a ithafen) Gösteri olarak iyi olabilir ancak futbol için değil. Bireysel olarak çok yetenekli oyuncularla dolu olabilirsiniz ancak bir takım, hem yıldızlar hem de hamallardan kurulu olmalıdır. Böylesine bir kombinasyonu oluşturmak da kolay bir iş değildir. İsimler forma sattırır ancak maç kazandırmaz. Büyük başarılar antrenörlerle, kulüplerle, takımlarla gelir. Mourinho ilk sezonunda Mesut gibi güzel transferler yaptı, önemli bir takım kurdu ve Kral Kupası’nı kazandı. Artık takımda Ronaldo ve Beckham gibi isimler yok ama uzun zaman sonra Şampiyonlar Liginde çeyrek finalin ötesine geçmeyi de başardılar. Barcelona ile başa baş mücadele ettiler. İlk sezonunda oldukça başarılıydı ve ilerde daha da fazla olacak. Madrid’in kazandığı günler tekrar gelecek.

S:İspanyol futbolunun büyük başarısı sizi şaşırtıyor mu?
C:Oynadıkları oyun ve kazandıkları gerçekten inanılmaz. Takımlar iyi oynayıp kaybedebilirler de. İspanyol futbolunun en güzel yanı; kulüp seviyesinde ve milli takım olarak elde ettikleri başarıların yanı sıra ortaya koydukları görsel şölen. Onların futbol kültürü herkese örnek olmalı. Beni tek şaşırtan, sürekli iyi oynasalar da sürekli kazanmayı başarmaları oluyor. Ama en azından böylece futbolun adil ve mantıklı bir oyun olduğunu da görmüş olduk.
S:Sizin de bir arkadaşınız, Zibi Boniek, geçtiğimiz günlerde Polonya’dayken bana Barcelona’nın diğerlerinden farklı bir spor yaptığını söyledi. Buna katılır mısınız?
C:Barcelona futbol oynuyor. Eğer birileri başka bir spor yapıyorsa, bu geri kalan ekipler olmalı. Kulüpteki tüm futbolcular, İspanyollar ve yabancılar, genç takımda olanlar; hepsi topa adeta yapışıyor, paslaşıyor, top sürüyor… İyi futbol onlar için bir kültür. Sürekli en iyi futbolu oynamaya çalışıyorlar. Barcelona ve İspanya milli takımı futbolun temel gerekliliklerine saygı duyuyorlar. Dolayısıyla futbolu oynayan onlar; diğer takımların Barcelona ve İspanya milli takımı gibi oynamaya çalışması lazım.

S:Messi tarihin en büyük oyuncusu mu?
C:Messi, kendi jenerasyonunun en iyisi. Aynı, Di Stefano’nun kendi jenerasyonunda olduğu gibi. Ya da daha sonra Cruyff ve Maradona gibi. Her jenerasyonun kendi içinde en iyi oyuncuları vardır. Bu dediğinizi herkes söylüyor, ancak ben oyuncuları kıyaslamayı pek sevmiyorum. Messi harika bir oyuncu, ancak Cristiano Ronaldo da öyle. İspanya, böylesine tamamen farklı özelliklere sahip iki yıldızı birden barındırdığı için çok şanslı.
S:Basında, sizin Altın Top ödülü için Xavi’yi tercih ettiğinizi okudum.
C:Evet, çünkü dünya kupasını İspanya kazandı, Arjantin değil. En iyi teknik direktör ödülünü de Vicente Del Bosque’ye verirdim. Ancak tabi ki bu benim kişisel görüşüm. Dünya kupasının üzerinden bir yıl geçmemişken böyle bir ödül veriliyorsa bence kazananlar şampiyon takımdan seçilmeli. Bence Messi, şu an dünyanın en iyi futbolcusu. Ancak İspanya, dünya kupasını kazandığı sezonda ne en iyi futbolcu ne de en iyi teknik direktör ödülünü kazanabildi. Bu da bence mantıklı değil.

S:Yasa dışı bahisler, ırkçılık, doping skandalları, yaş küçültmeler, Fifa’da yolsuzluk iddiaları… Futbol polisine ihtiyacımız var mı sizce?
C:Bu dediklerinizle tüm gücümüzle savaşıyoruz. Savaşmaya da hep devam edeceğiz. Ancak bunların hepsi birbirinden tamamen farklı konular. Irkçılık ve şiddet, futboldan bağımsız sorunlar. Bazı insanlar statlara futbol için değil, politik amaçlarla gidiyor. İllegal bahis şirketleri ve şike tabi ki futbolla daha alakalı. Bunlar; futbolcuları, beni, futbolun içindeki herkesi etkiliyor. Alınacak sonuçların önceden belli olması, futbolun sonunu getirir. Bu tür olaylara karşı kesin bir savaş açmalıyız. Bunun için de devlet organlarının da bize desteğini vermesi gerekir. Süren bazı davalar var, ancak işler gerçekten çok tehlikeli noktalara varabiliyor. Bu oyunda çok büyük paralar dönüyor. Maliyeciler, hükümetler ve yargı organlarının desteği olmadan bu konuyu çözemeyiz.
S:Birinci ve ikinci ligdeki takımların neredeyse yarısı, rekabet yasasına takıldı
C:İspanyol kulüplerinin bu durumundan hepimiz haberdarız. Bu çok hassas bir konu. Zaten burada olma amacımız da onları kurtarmak. Bu finansal fair play programı sayesinde yalnızca İspanyol kulüplerini değil; İngiliz, İtalyan kulüplerini, futbol ekonomisini korumayı planlıyoruz. Eğer bunu yapmazsak, birçok kulüp kepenk indirmek zorunda kalabilir. Buna büyük kulüpler de dahil. Bu konu üzerinde yoğun bir şekilde çalışacağız. Ve bu yasaya saygı göstermeyenler, Avrupa kupalarına katılamayacak.
S:Yayın gelirlerinin daha adil dağılımı ve maaş limiti gibi yollarla, rekabete eşitlik getirilebilinir mi?
C:Dağılım zaten artık çok daha adil hale geldi. Finansal fair play planımız da istediğimiz gibi sonuçlanırsa, maaşlara kendiliğinden bir sınır gelmiş olacak. Azami maaş uygulaması, futbolun doğasına aykırı. Messi’ye, örnek veriyorum, Varane’la aynı maaşı veremezsiniz. Ama yeni yasayla birlikte kulüplerin maaşlar konusunda çok daha hassas olmaları gerekecek.

S:Neden Fifa ve Uefa, futbolda teknolojinin kullanımına bu kadar mesafeli? Belki, ''tanrının eli'' hiç var olmamış olabilirdi.
C:Bence teknoloji, futbol için hayırlı olmaz. Blatter de dahil olmak üzere kimse futbola teknolojinin girmesini istemiyor. Yarı sahalardaki ekstra hakemler çok yardımcı oldular. Onlar Maradona’yı görebilirlerdi. Futbol 100 yıl boyunca tek bir adam tarafından yönetildi. Tek bir kişinin sahadaki her şeyi görmesi imkansızdır. Bence ilave edilen iki hakemle, bu tür tartışmalar son buldu. Artık sahadaki her şey görülüyor. Artık gözden kaçan bir şey olursa bu, hakem yeterince iyi olmadığı içindir. Artık 30’a yakın kamera, sahadaki tüm hataları yakalayabiliyor. Son şampiyonlar liginde, 3 4 tartışmalı pozisyon yaşandı. Ancak artık hakemler her şeyi gördüğü için, televizyondan simülasyonlara gerek kalmadı. Futbolda teknolojiye ihtiyacımız kalmadığı için çok mutluyuz.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Gelecek 10 Yılın Real Madrid'i


Teknik adamların tarzları farklı farklıdır. Oyuna bakış açıları, kadro kurarken ki tercihleri ve daha birçok etkenle ayrılırlar birbirlerinden. Jose Mourinho da günümüz itibariyle dünyanın en iyi teknik adamlarından biridir ve onunda tarzı farklıdır. Ancak sezon öncesi Valdano'yla da yolları ayıran Real Madrid yönetimi anlaşılan o ki Jose'yle farklı bir rota belirlemişler. Şu an takıma katılan yada katılması beklenen gençler ne Real'in ne de Jose'nin tarzı. Real Madrid, özellikle Perez yönetiminde hiçbir zaman geleceğin takımını kurma prensibinde olmadı. Anlık başarılar ve ne olursa olsun kazanmak her zaman ilke olmuştu. Mourinho'yu da bu yüzden getirmişlerdi. Barcelona'nın hegemonyasına son vermesi için. Ancak geçen sezon Portekizlinin etkisi sadece Kral Kupasıyla sınırlı kaldı. Diğer kulvarlarda önceki sezonlardan farklı bir görüntü olmadı. Herhalde sezon öncesi Perez ve Mourinho bir araya gelip ciddi ciddi Real'in başarılı olma kriterlerini tartıştılar. Çünkü Mourinho da ne Chelsea de, ne Inter de, ne de Porto da transferlerini takımı gençleştirme, uzun yıllar başarılı olabilecek bir kadro kurma politikası altında yapmamıştı. Ancak bence ikilinin ortak kararı Barcelona'yı yıkmanın tek yolunun-ki en doğru yol-uzun yıllar beraber oynayabilecek bir kadrodan geçtiğini anladılar.

Tabi bunda geçen sene alınan genç yıldızlar Di Maria ve Mesut'un da performansını üst düzeyde olmasının da büyük etkisi vardı. 2 transfer sezonunda da alınan isimler Carvalho ve Hamit hariç 18-22 yaş aralığında. Alınması düşünülen iki isim Neymar ve Coentrao da bu sınıfa giriyor. Real Madrid'in oynaması yüksek ihtimal olan isimlerinden şöyle geniş bir kadro yaparsak, Kalede; Casillas (30) Savunmada; Ramos (25)-Pepe (28)-Carvalho (33)-Marcelo (23)-Varane (18)-Albiol (25)-Arbeloa (28)alınması muhtemel Coentrao (23)Orta sahada; Nuri (22)-Mesut (22)-Khedira (24)-Canales (20-Granero (23)-Xabi Alonso (29) İleride; Ronaldo (26)-Di Maria (23)-Higuain (23)-Benzema (23)-gitmezse Kaka (29) ve alınması durumunda Neymar (19) yada alternatifi Agüero (23)...

Bu 2 senede katılan ve katılacak isimlerle Real Madrid'in yaş ortalaması 24.6'ya düşüyor ki ciddi bir rakam bu. Yani hem Real Madrid hem de Mourinho tarzlarının dışında bir işe kalkışıyorlar bu sezon. Mourinho'ya sabredilirse bu düşüncenin sonuç vermemesi çok zor. Çünkü elde Barcelona'dan sonra dünyanın en iyi kadrosu var. Bu sene kazanılabilecek bir lig yada Şampiyonlar Ligi ise işin kaymağı olur. Tabi bu söylediklerim çok masum düşünceler. Perez gibi yarın ne yapacağı belli olmayan bir adamla yola çıkılmaz. Bu kadro önümüzdeki sezon bir şey kazanamazsa dağıtılıp, Mourinho'nun da işine son verilebilir ama şu an için doğruyu yaptıkları bir gerçek. Tek gereken ise sabır, sabır, sabır.

28 Haziran 2011 Salı

Efsane Kadrolar-Busby'nin Bebekleri


Efsane teknik adam Matt Busby'nin bebekleri George Best önderliğinde tek kelimeyle Avrupa'yı sallamışlardı 60'ların sonlarında. 1958'deki talihsiz Münih kazası olmasa ve aşağıdaki resimde yer alan Roger Byrne, Mark Jones, Eddie Colman, Tommy Taylor, Liam Whelan, David Pegg, Geoff Bent ve harika çocuk Duncan Edwards hayatını kaybetmese belki de yukarıdaki jenarasyon hiç oluşmayacaktı. Ancak Bobby Charlton'ın da aralarında bulunduğu kazadan kurtulanlarla yetenekli gençleri bir kez daha harmanlayan Busby, Avrupa'da fırtına gibi esen bir kadro kurmuştu.

River'ın cenazesi, Boca'nın eğlencesi

video
River Plate'in düşüşü hakkında bir şeyler yazmak hakikaten çok zor. Kullandığınız kelimelerin hiçbiri 110 yıllık bir devin baraj maçları sonrası bir 2.lig takımına boyun eğip ligden düşmesini açıklayamaz. Stadı da yaksan, kendini de paralasan da farketmez artık. Koskoca River Plate seneye yok. Superclasico seneye yok. Peki Bocalıların umurunda mı, tabi ki hayır. Videoda görüldüğü gibi Buenos Aires sokaklarında kutlamalar, Riverı temsilen tabutlar derken kendinden geçmiş Bocalılar. Yıllardır şampiyonluğa hasretlermiş, ligde hep kötü gidiyorlarmış, Palermo futbolu bırakmış hepsi hikaye. ''River düştü baba'' tek gerçek bu onlar için. Bu sene Sampdoria'nın Serie B'ye düşmesinin ardından Genoalılar da aynı eğlenceyi tertiplemişlerdi. Geçmiş yıllarda Bursa için derlerdi ''Enflasyon düşer, Bursa düşmez'' diye. Ama ne oldu kimse gözünün yaşına bakmadı Bursa'nın. Juventus şike yaptı düştü. Şimdi de River Plate. Demek ki sen kötüysen yada bir şeylere karıştıysan cezasız kalmıyor. O yüzden giydiğin cekete bakmayacaksın, yaptığın işe odaklanacaksın. River Plate'in de başına gelen bu oldu. Şimdi sıkacaklar bir taraflarını bir an evvel çıkmaya bakacaklar ama taraftarının gönlünü alması çok üzün sürecek. Şu an için ise gün Boca'nın günü. Eğlence ise River'ın cenazesi.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Drogba Neden Galatasaray'a Gelmeli?


Chelsea forumlarında müthiş bir liste dolaşıyor...Sayfanın linki burada gerçekten harika...www.chelseafcforums.com...Babanın biri bir liste yazmış Drogba'ya, neden Galatasaray'a gelmelisin diye...Altında taraftarların yorumları gerçekten müthiş.

Scout'u Twitter...


Facebook'tan sonra Twitter'ın da filmi yapılır mı bilmiyorum ama böyle bir proje hayata geçerse senaryonun küçük bir kısmını bu olay oluşturmalıdır. İngiltere 1.Lig takımlarından Yeovil Town'un patronu Terry Skiverton, takımına yeni oyuncular kazandırmak için Twitter'ı kullanmayı planlıyormuş. Bir Scout timi kullanmak yerine parmaklarım bana yeter demiş. ''Bir Scout sistemi için çaba harcayamam. Şu an 1700 takipçim var. Benim için sadece bir eğlence değil, ciddi bir iş.'' 2008'de Everton menajeri David Moyes da bir transferi için ''Football Manager'' oyunundan faydalandığını itiraf etmişti. Şu an için duyunca sadece tebessüm ediyoruz ama gelecek böyle mi olacak diye de endişeleniyorum...

24 Haziran 2011 Cuma

Moratti'nin tercihi: Gian Piero Gasperini


2005-06 sezonunda kağıt üzerinde ilk şampiyonluğunu kazandı Inter, ''Calciopoli'' skandalı sayesinde. Juventus Serie B'ye düştü. Milan'ın puanı silindi. Serie A'da kasaba sessizken Mancini'yle 2 şampiyonluk daha kazanıldı. Sonrasında Moratti'nin Şampiyonlar Ligi özlemini gidermek için Mourinho hamlesi, kupaların art arda gelmesi ve havadan gelen dahil 5 sene üst üste şampiyonluk. Mourinho'dan sonra yerini doldurmak tabiki zor ama bana göre yanlış bir seçim olmasına rağmen mantıklı sayılabilecek Benitez'in getirilişi. Geçen sezon takım iskeletindeki önemli oyuncuların uzun süreli sakatlığı, tahmin ettiğim gibi Benitez'in saçmalamasıyla kötü bir ilk devre geçirdi Inter. SOnrasında Moratti, Gasperini tercihinden önce ilk kumarını oynadı Leonardo'yla. Milan'ın başarısız Guardiola projesininin Inter'de başarılı olma ihtimali çok düşüktü. Bir ara galibiyetlerle önemli bir seri yakalansa da en kritik maçlarda neden Leonardo olmazın yanıtı belli olmuştu. Hadi diyelim Mourinho arkası böyle bir bocalama dönemi geçirmişti Moratti. Ancak önünde iyi bir tercih için uzun bir zaman vardı. Ortaya da birçok isim atıldı. Marcelo Bielsa, Sinisa Mihajlovic, Fabio Capello, Andre Villas-Boas gibi isimler bir süre meşgul etti İtalya basınını. Hatta bu hafta Leonardo'yla devam edebiliriz diye bir açıklama bile yapıldı. Leonardo haricindeki diğer isimlerin hepsi bir mantık çerçevesinde yerini buluyor ama peki ya Gasperini?

İşte burada eski Moratti karakterinin hortladığını gördük bir kez daha. 1995'te Ernesto Pellegrini'den takımı aldıktan sonra yüz milyonlarca euro harcamış Moratti, geride kalan 16 yıllık döneminde. 2006'da tam 17 yıl sonra ilk şampiyonluk gelene kadar da birçok teknik adam gelip gitmişti Inter'de. Takıma gelen giden futbolcuları yazmaya da burada satırlar yetmez. Her başarısızlığın ardından 2-3 süper yıldız, bir teknik adam klasik olmuştu. Ta ki şans yüzüne gülüp de ''Calciopoli'' patlayana kadar. Sonrasında tesadüfi de olsa bir istikrar yakalandı. Ardından Mourinho hamlesiyle de zirveye çıktı Inter. İşte o kötü yıllardan sonra bir ders alınması lazımdı. Başarının nasıl geldiğini anlamak için kahin olmaya gerek yok. Doğru teknik adamda ısrar ve kadroda istikrar.

Tüm bu yanlışlardan sonra şansının da yardımıyla doğruyu bulan Moratti ne yaptı şimdi, Gian Piero Gasperini'yi getirdi takımın başına. Vasat futbolculuk döneminden sonra Juventus alt yapısında başladı antrenörlüğe Gasperini. Tam 9 yıl çalıştı Torino'da. Oradan da ilk teknik adamlık deneyimi için Serie C takımı Crotone'ye geçti. 2003'te başına geçtiği Crotone'yi hemen Serie B'ye çıkardı, 2 sene bu ligde kalan takımından 2004-05 sezonunda önce kovuldu, sonra tekrar takımın başına getirildi. 2006'da ise adını duyurduğu Genoa'yla anlaştı. Orada da ilk sezonunda önemli bir işe imza atarak Kırmızı-Mavileri 19 yıl aradan sonra Serie A'ya çıkarttı. Diego Milito ve Thiago Motta gibi isimlerin yanı sıra 3-4-3 gibi çılgın bir formatla Çizmede adından söz ettirmeyi başardı Gasperini.

İlk sezonunda 10.luk yaşadı ki normaldi. Serie A'ya yeni çıkmış bir takım için. 2.sene 5.lik, Genoa'nın yıllardır hasret kaldığı bir dereceydi. Avrupa Ligi biletinin alınması kulüp açısından çok değerliydi. Ama bir sonraki sezon yine hayal kırıklığı ve 9.luk. Geçen sezona da kötü başlanmasının ardından Kasım ayında görevine son verildi Gasperini'nin. Halbuki başkan Enrico Preziosi, bizim Alex Ferguson'ımız olacak diyordu Gasperini için. Artık yaşlanmaya başlamış, 53 yaşında, kariyerindeki tek başarısı Serie A 5.liği olan bir teknik adamı Inter'in başına getirdi Moratti. Kumarın en büyüğünü oynadı. 16 yıllık dönemindeki 13.teknik adam oldu Gasperini. Futbolda büyük konuşmamak lazım. Sonuçta Inter'de inanılmaz bir oyuncu potansiyeli var ama Gasperini tercihinin mutlu sonla bitebileceğine hiç inanmıyorum açıkçası. Milan'ın Allegri tercihiyle alakası yoktur Gasperini'nin. Yani yükselen bir değer değildir. Genç değildir. O yüzden Inter'i 10 yıl önceki halinde görebiliriz bu sezondan başlayarak. Emre Belözoğlu'nun dediği gibi antrenmanlarda 45 kişi koşar ve her sene bir teknik adamın kellesi gider. Çünkü gerçek Moratti bu. Son 5 senedeki değil. Ondan öncesi. Tersi olursa da en fazla bana kapak olur:)

Usta, Çırak ve Golf


Cruyff ve Guardiola Barcelona'daki Club Montanya'dalar. Burada da Hollandalı bir şeyler öğretiyor mudur acaba:)

23 Haziran 2011 Perşembe

Pele Ne Yapmaya Çalışıyor?


Pele ne kadar iğrenç bir adam olduğunu bir kez daha ispat etti geçen gün. Brezilyalı, son Libertadores finalinden sonra şimdi de Messi'ye sarmış. Messi, Pele'den iyi mi sorusuna-ki şu an için zaten saçma bir soru-attığım 1283 golden fazlasını başarırsa olur demiş. Neymar'ı yere göğe sığdıramamış doğal olarak ve Messi'ye sallamış. ''Umarım Neymar da onun gibi olmaz. Kulübü için her zaman iyi ama ülkesi için hiçbir şey yapmadı'' demiş. Kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusunun-bana göre Maradona'dan sonra-23 yaşındaki bir çocuğu böyle eleştirmesi gerçekten acınası bir durum. Bunda ne mizah aranır ne de sempatiklik. Tamamen Pele'nin bozuk kişiliğinin göstergesidir. Maradona da dengesizin önde gidenidir. Ağzına ne gelirse söyler ama Maradona'nın laflarında bir art niyet aramazsın. Tüm saflığıyla söyler bunu. Messi, belki de onun dediği gibi olacaktır. Belki Barcelona'da da işler kötü gidecek ve 3 sene sonra Messi'yi tartışır hale de gelebiliriz ama daha bu yaştaki bir futbolcuyu böyle hedef alacak bir açıklama yapmanın mantığı yok. Yaşantısıyla-ki onda da aslında bir çok soru işareti mevcut-herkese örnek gösterilen Pele'nin böyler şeyler söylemesi, bir kez daha bu şekilde konuşması, yıllar boyunca hakkında yanılmadığımı bir kez daha gösterdi bana.

22 Haziran 2011 Çarşamba

25 Yıl Önce...

video
Tam 25 yıl önce bugün dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu (hiçbir zaman tartışmaya açık görmedim)işte bu golle yıktı İngiltere'yi Azteca'da. Önce ''Tanrının Eli'' sonra bu gol. Milenyumun golünü bir kez daha hatırlayalım ve saygıyla analım:))

İspanya'da Ekonomik Kriz


Yukarıda görüldüğü gibi bu haber dün Marca'da çıktı. Son yıllarda transferlere müthiş paralar harcayan İspanyol kulüplerinin içinde bulunduğu sıkıntıya dikkat çekmiş Marca. Spormax'ten Serdar Kamaç kardeşimin de yardımlarıyla dün çıkan haberi aynen çevirmek istedim. Avrupa'nın futboldaki büyük ülkeleri geçen yıllarda ekonomik kriz yüzünden ayağını yorganına göre uzatırken İspanyollar pek aldırış etmemişti. İşte kapıdaki büyük kriz öncesi Marca'nın haberi:
İspanya’da ekonomik kriz futbola da sıçradı. Her ne kadar Katarlı patronlarıyla transferde Malaga rüzgarı esse de, İspanyol kulüplerinin borçları neredeyse 4 milyar euro’ya ulaştı, birinci ve ikinci liglerde ise 300’ü aşkın oyuncu, paralarını alamadıkları gerekçesiyle federasyona başvurdu. İspanya’da yalnızca futbolu değil tüm spor dallarını tehdit eden ekonomik kriz, özellikle ikinci ligde birçok kulübün küme düşürülmesiyle sonuçlanabilir. Maaşlarını alamayan futbolcuların toplu bir eyleme girişme ihtimali ise her geçen gün güçleniyor. Son dönem futbolunun en başarılı kulübü Barcelona’nın geçen yılı zarar etmesi üzerine amatör branşlarını kapatma kararı alması hepimizi şaşırtmıştı. Ama görünen o ki, futbolda yaşanan bu ekonomik kriz, İspanyol basketbolunu da derinden yaralayacak. Estudiantes, Joventut, Menorca, Valladolid ve Granada gibi basketbol kulüpleri, maddi krizden dolayı kapanmanın eşiğinde. Ekonomik krizin şiddetini her geçen gün biraz daha arttırdığı İspanya bakalım dolar milyarderlerinin yeni adresi olacak mı?

Efsane Kadrolar-Herrera'nın Inter'i


Mourinho gelene kadar Inter son Avrupa zaferini Helenio Herrera'yla kazanmıştı. Son kazandığından tam 45 yıl önce. 'catenaccio' nun babası bu sistemle 3 lig, 2 Şampiyon Kulüpler, 2 de Kıtalararası Kupa kazandı. Alfredo Di Stefano ve Eusebio gibi dönemin süper yıldızları bile bu sisteme boyun eğmek zorunda kalmışlardı. Yukarıda da 'catenaccio' nun ünlü 11'i.

En Çok Kazanan Afrikalılar


Forbes Dünya Futbolu'nda en çok kazanan Afrikalıları açıkladı. Toure kardeşler listede üstte. Zirvede ise Yaya var.

1 Yaya Toure $13,300,000
2 Samuel Eto'o $12,000,000
3 Emmanuel Adebayor $12,000,000
4 Kolo Toure $10,300,000
5 Frederic Kanoute $8,600,000
6 Didier Drogba $8,000,000
7 John Obi Mikel $5,800,000
8 Michael Essien $5,500,000

19 Haziran 2011 Pazar

Tek Kulüp Adamları


Geçtiğimiz günlerde Paul Scholes’un tüm kariyerinde giydiği Manchester United formasına veda etmesinin ardından geçmişte tek bir kulüpte futbol hayatını geçirenlere bir göz atalım istedim. Bu aslında ülkemizde de son yıllarda unuttuğumuz bir olgu. Bir Rıza Çalımbay’ın, bir Bülent Korkmaz’ın yaptığı gibi futbol hayatını bir kulübe adamak şimdilerde pek mümkün değil. Günümüz futbolunda bu tip romantikler pek kalmadı. Avrupa’da hala var böyle isimler ama sayıları çok fazla değil. Bu listede ise öyle isimler var ki bırakın futbolculuk dönemini, hayatını adamış kulübüne. Aklınıza gelen başka bir isim olursa da eleştirilere açığız tabiî ki…
10-Pichichi (Athletic Bilbao, 1910-1921)
İspanya’nın gördüğü en iyi forvetlerden biriydi, Rafael Moreno Aranzadi, yada daha bilinen adıyla Pichichi. 29 gibi çok genç bir yaşta Tifüs yüzünden ölümü ise tam anlamıyla bir şoktu. 1912’de Athletic Bilbao formasıyla ilk kez boy gösterdi. Kulübüyle tam 4 kez Kral Kupası’nı kazandı. Bu kupada 17 maçta 10 gol attı. Bölgesel şampiyonalarda ise 72 maçta 68 gol. 1921’de 28 yaşında emekli oldu. Dönem şartları olacak ki bıraktıktan sonra hakem olmayı istiyordu ama 1 yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Kulübü onun adını hep onurlandırdı ancak en büyüğünü Marca yaptı. 1952-1953 sezonundan bu yana ülkede gol krallarına Pichichi ödülü veriliyor.

9-Bill Nicholson (Tottenham, 1938-1955)
Aslında yukarıda yazan tarih listedeki her isimde olduğu gibi futbolculuk yıllarıyla ilgili. Ancak Bill Nicholson da tek aşkını hayatı boyunca bir kere bile aldatmayanlardan. Futbolculuğunda 314 kez giymiş Tottenham formasını ve 1 şampiyonluk yaşamış. Bu bile başlı başına efsane olmasına yeterdi ama Nicholson asıl başarıyı Tottenham’ın başında menajerken yaşamış. Tottenham tarihinin en başarılı sezonu, 1961-62’de çifte kupayla kapatıldığında takımın başında o varmış. Onun yönetiminde 1963’te Kupa Galipleri Kupası, 1972’de Uefa Kupası kazanılmış. Nicholson’ın menajerliğinde toplamda 12 kupa kazanmış Tottenham. Doğal olarak kulüp tarihinin en başarılı menajeri Bill Nicholson. Aynı zamanda da 1958’de Dünya Kupası’nda Tottenham’ın başına geçmeden önce Walter Winterbottom’ın da yardımcılığını yapmış. 2.dünya savaşı onun futbolculuk kariyerini dönemin İngiliz futbolcuları gibi sekteye uğratsa da menajerliğinde Tottenham, tarihinin en başarılı dönemini yaşamış.
8-Nat Lofthouse (Bolton Wanderers, 1946-1960)
Şimdi size bazı rakamlar veriyorum. Kariyeri boyunca tek aşkı Bolton formasıyla 452 maçta 255 gol. İngiltere formasıyla 33 maçta 30 gol (bu ortalama hala yakalanamadı). Döneminin Alan Shearer’ı gibiydi Lofthouse. Doğduğu topraklara hayatının her anında hizmet eden efsane yıldız, futbolu bıraktıktan sonra Antrenör, Scoutların başı, geçici menajer ve menajer olarak çalıştı. En sonunda da en büyük onura ulaştı ve 1986’da kulübe başkan oldu. Efsane yıldız çok yakın bir tarihte Ocak 2011’de 85 yaşında hayata gözlerini yumdu.

7-Fritz Walter (Kaiserslautern, 1937-1959)
Fritz Walter’in tüm dünyaca tanınması 1954’te Macarları yendikleri unutulmaz finalle oldu. O gün belki gol atmamıştı ama adını Alman futbol efsaneleri arasına yazdırmıştı. Aslında kariyeri 2.Dünya savaşıyla çakıştığı için savaş yıllarında çok huzurlu bir dönem geçirmese de Fritz Walter, tek kulüp adamlarının en önemlilerinden biridir. 1920’de Kaiserslautern’de doğan Walter, Kulüp tesislerinin sorumlusu olan babasının da yardımıyla 8 yaşında altyapıda top peşinde koşmaya başladı. 17 yaşında kulübüyle ilk resmi maçına çıkmıştı. Kardeşi Ottmar da kendisi gibi iyi bir futbolcuydu ancak 2.dünya savaşında aldığı yaralar futboldan erken kopmasına neden olmuştu. Ancak Fritz ve Ottmar halen kulübün en büyük efsaneleri olarak görülür. İkilinin başrolü oynamasıyla Kaiserslautern 1951 ve 1953’te Almanya’nın en büyüğü olmuştu. Fritz Walter kariyerini 379 maçta attığı 306 gol gibi mükemmel bir rakamla sonlandırıyordu. İtalyan eşinin birçok kez ısrar etmesine rağmen İspanya’dan gelen cazip teklifleri hep reddetti Fritz Walter ve Kaiserslautern tribünlerinin sevgilisi olarak kaldı.

6-Paolo Maldini (Milan, 1984-2009)
Baresi’den hemen sonraki jenerasyonun tartışmasız 1 numaralı ismiydi Maldini. Çocukluğunda Milano’da doğmasına rağmen Juventus’u tuttuğunu inkar etmeyen ''İl Capitano'' tam çeyrek asır boyunca Milan formasıyla sayısız kupa kazandı. 2009’da ligin final maçında her ne kadar taraftarla kapışsa da (Konuyla İlgili Yazı) Milan yönetimi, Baresi gibi Maldini’nin de 3 numaralı formasını emekliye ayırdı.
5-Gary Neville (Manchester United, 1992-2011)
Aslında bu başlığa Scholes’u da, belki de 1-2 sene sonra futbolu bırakacak Ryan Giggs’i de yazabiliriz. Ne yıldızlar geldi geçti Manchester United’tan. Sir Alex isimlerine bakmadan bir çok yıldızla ayırdı yolunu. Ancak Britanyalı bu 3 isim. Manchester United devriminin her zaman en önemli isimleri oldular. Liverpool hegamonyasını yıkan bu kızıl ordunun en önemli askerlerinden biriydi Gary Neville. Tam 400 maçta forma giydi. Diğerleriyle birlikte sayısız kupa kazandı Manchester United bayrağı altında. Belki bir Cafu değildi ama tam anlamıyla istikrarın sembolüydü.

4-Franco Baresi (Milan, 1977-1997)
Milan’ın sahibi Silvio Berlusconi bir keresinde şöyle demişti: ''Baresi’yi satmak, kulübü satmak demektir.’’ Inter kulübünün alt yapısında bir oyuncuya daha yer olsa, Baresi kardeşler Giuseppe ve Franco, Milano’nun mavi siyahlı takımında birlikte top koşturabilirdi. Ancak tek kişilik yeri Giuseppe kapınca Franco Milan’ın yolunu tuttu. O dönem için alınan bu kararın bir kulübün tarihinde bu kadar etkili olabileceği kimin aklına gelirdi ki. Kulübüyle 2 defa Serie B’ye düşse de sadakatini sürdüren Baresi, muhteşem bir kariyerin altına imza attı. 6 Lig, 3 Şampiyonlar Ligi başta olmak üzere Baresili Milan tam 21 kupa kazandı. 1997’de emekli olmasıyla Milan, giydiği 6 numarayı Baresi’nin onuruna emekliye ayırdığını ilan etti.

3-Lev Yashin (Dinamo Moskova, 1950-1970)
Sürekli giydiği siyah forma nedeniyle “Kara Örümcek” olarak anılan Yashin, tam 20 yıl tüm profesyonel kariyerini Dinamo Moskova’da geçirdi. Avrupa’da yılın futbolcusu ödülünü alan tek kaleci Yashin, modern kaleciliğin öncüsüydü. Efsane kalecinin hayatı aslında çok farklı olabilirdi. 1940’larda Dinamo Moskova’nın Buz Hokeyi takımında kaleci olarak boy gösteren Yashin, 2.dünya savaşı sonrası mecburen ordunun yönetimi altındaki fabrikaya çalışmaya gönderildi. Burada da Dinamo Moskova’nın futbol takımına seçildi. İlk yıllarında ''Kaplan'' lakaplı Alexei Khomic takımın kalesini koruyordu. Ancak aynı zamanda akıl hocası olan Khomic’in 1953’te sakatlanmasıyla kaleyi devraldı ve efsanenin zamanı başladı. Sonra olanları biliyorsunuz. Dinamo Moskova formasıyla 326, Sovyetler formasıyla ise 78 maça çıktı. 150’nin üzerinde penaltı kurtardı. 270 maçta kalesinde gol görmedi. Dinamo Moskova’yla 5 şampiyonluk, 3 kupa zaferi yaşadı. Sovyetlerle 1966 Dünya Kupası’nda 4.lük, Avrupa Şampiyonalarında ise 1960’ta şampiyonluk yaşadı. 64’te ise final oynadı. FIFA, dünya kupasında en iyi performansı sergileyen kaleciye, 1994-2006 arası Lev Yashin’in adını taşıyan bir ödül de verdi. 2010'dan itibaren ödülün ismi ''Altın Eldiven'' olarak değiştirildi.

2-Bob Paisley (Liverpool, 1939-1954)
Liverpool tarihinin en başarılı menajeri aynı zamanda neredeyse hayatını Kırmızılar için harcamış bir efsane. Bishop Auckland’un genç takımında başlayan kariyeri 1938-39 sezonunda Liverpoolla kesişmişti. Ancak Dünya savaşının başlaması Paisley’nin yükselişini biraz duraksatmıştı. Toplamda 15 sene giydiği Liverpool formasıyla bir lig şampiyonluğu kazanan Paisley, Bill Shankly’nin yardımcısı olmadan fizyoterapist olarak bile çalıştı. 1974’te görevi almasıyla Shankly’nin ektiği tohumları yeşerten Paisley, tam 18 kupa kazandı, 6 kez yılın menajeri ödülünü aldı. 1996’da hayata gözlerini yumduğunda arkasında Liverpool’a adanmış bir hayat bıraktı.

1-Santiago Bernabeu (Real Madrid, 1912-1927)
1943-1978 yılları arasında başkanlığını yaptığı Real Madrid’i dünyanın en başarılı kulübü haline getiren Santiago Bernabeu, tek kulüp adamlarından daha da fazlasıdır. Almansa’da doğan 5 yaşında ailesiyle İspanya başkentine gelen Bernabeu ayağının tozuyla Madrid’in alt yapısına girdi. Gençliğinde sadece futbolu düşünmedi Bernabeu. Futbolla birlikte okulunu da yürüttü ve 20 yaşında artık bir avukattı. Ancak yine de iş mesleğe döndüğünde futbolu seçti Madrid efsanesi. Kariyeri boyunca 78 maçta 69 gol attı ve kaptanlık pazı bandını taktı. 1927’de oynadığı takımda teknik adamlık yapmaya başladı. Önce yardımcı antrenör oldu sonra takımın başına geçti, 1935 yılına kadar. Ardından da 1943’te kulübe başkan oldu. Kendi adının verildiği stadyumu yaptı. Avrupa Kupalarının başlangıcında damga vuran takımın yaratılmasında başrol onundu. Tek kelimeyle bir efsaneydi.

La Liga'ya Hoşgeldin Granada


Bu seneye La Liga'ya renk getirmesini beklediğim bir takım geldi. Granada...
Betis'in de tekrar La Liga'ya dönmesi ve Granada'nın da gelmesiyle 3 Endülüs takımı mücadele edecek önümüzdeki sezon. 1976'da son olarak boy göstermişler İspanya'nın en üst liginde. Zaten 80 yıllık tarihlerinde de sadece 17 sezon geçirmişler La Liga'da. İlk 1.lig heyecanını 1941-42 sezonunda yaşamışlar. 80'li yıllara kadar 1 ve 2.lig arasında mekik dokumuşlar. 70'ler kulüp tarihinin altın yılları. En iyi La Liga derecelerini 1971-72 ve 1973-74 sezonlarında 6.olarak yaşamışlar. En başarılı görüntüsü ise 1959'da olmuş Granada'nın. O zamanki adıyla Copa del Generalísimo (Copa del Rey)da final oynamışlar ancak Santiago Bernabeu stadında Barcelona'ya 4-1 kaybetmişler.

2002-2006 yılları arası kulüp tarihinin en karanlık dönemi. Finansal zorluklar nedeniyle de 3.lige düşüp 4 sene beklemek zorunda kalmışlar, 2B'ye çıkmak için. Geçen sene 2.lige çıkıp bu sene de hiç bekleme yapmadan La Liga. Arap atları arasında yıllar önce bir ''Canözü'' vardı. C grubundan itibaren estirdiği fırtınayı dindirmeyip A Grubunda devam ettirmişti. Sonrasında onu da hallettiler ama bir süre adından çok söz ettirmişti. Granada da böyle olacak mı şimdiden merak ediyorum. Bugün içeride 0-0 berabere kaldıkları ilk maçın ardından Elche deplasmanından 1-1 ile dönüp La Liga biletini aldılar. O yüzden seneye Endülüs derbilerine doyacağız La Liga'da. Bir de HD izleyebilirsek tadından yenmez.

18 Haziran 2011 Cumartesi

River İçin Son Tango!


River Plate son maçlarda beklenileni bir kez daha veremeyerek Play-Out oynamak zorunda kaldı. Bugün içeride Lanus'u yenseler iş bitecekti. Ama 2-1 mağlup oldular. 33 kezle Arjantin tarihinin en çok şampiyon olan takımı, 2.lige düşmemek için Belgrano'yla 2 maç yapacak. Son 3 yılda gösterdiği kötü performansın ardından bu sezon da son 7 maçta sadece 1 galibiyet alınınca bu kritik karşılaşmayı oynamak zorunda kaldılar. Daha önce BU SATIRLARDA River'in küme düşme ihtimallerini belirtmiştim. Lanus mağlubiyetinden sonra taraftarların teknik direktör Lopez'e tepkileri doğal olarak büyük oldu. Birçok oyuncunun önümüzdeki sezonda adresi şimdiden belli. Açıkçası gitmeden bir işe yaramak zorundalar. Yoksa Arjantin'in en köklü kulüplerinden biri önümüzdeki sene 2.ligde mücadele edecek.

Palermo'nun Pelerini...


Boca Juniors'un küçük fanatikleri Martin Palermo abilerine bir veda hediyesi hazırlamışlar. Palermo da onları kırmayıp giymiş pelerini...

Nuri Şahin'in Marca Röportajı


Mesut'un açtığı kapıdan girdi Real Madrid'e bu yaz. Mesut da biraz bilinmeyenli olarak gelmişti ama oynadığı futbolla şimdiden efsaneler arasına girmesi bekleniyor. Bakalım Nuri de aynı başarıyı yakalayabilecek mi? Yine Spormax'ten Serdar Kamaç kardeşimin katkılarıyla Nuri'nin Marca röportajı...
Bundesliga şampiyonluğu yaşamanın hemen ardından, Real Madrid’e transfer oldun. Büyük bir mutluluk yaşıyor olmalısın…
Evet, dünyanın en büyük kulübüne geldim. Her futbolcu, kariyerinin bir döneminde de olsa burada oynamak ister. Ben de böyle bir fırsatı elde ettiğim için çok mutluyum. Bu noktaya gelebilmek için çok çalıştım. Gerçekten çok mutluyum.
Real Madrid’de formayı kapmak kolay olmayacak. Xabi Alonso ve Khedira gibi isimlerle mücadele etmelisin.
Tabi ki Real Madrid gibi bir ekipte rekabet çok daha zorlu. Ancak bunu başaracağıma eminim. Bu konuda endişem olsa zaten buraya gelmezdim. Madrid’in değişilmezlerinden olacağım, buna hiç şüphem yok.

Dortmund’dan Madrid’e gelmek, yalnızca futbol kariyerin açısından değil, hayatın için de büyük bir değişiklik olacak. Yeni şehrini gezme fırsatı bulabildin mi?
Şehre zaten daha önce de gelmiştim. Madrid çok güzel bir şehir, burada yaşayacak olmaktan dolayı çok mutluyum. Temmuz başında geleceğim. Kendime bir ev de buldum. Taşınma sürecim için her şey hazır.
Mourinho ve yeni takım arkadaşlarınla çalışmaya hazır mısın?
Sakatlığımı tamamen atlattım. Madrid’e tamamen hazır bir şekilde geleceğim. Yeni arkadaşlarımla çalışmaya da hazır olacağım.
Onların arasında; çok yakın arkadaşların Mesut ve Hamit de var.
Yeni takımımda tanıdığım insanların olması benim için işleri çok kolaylaştıracak. Mesutla konuştum, bana burası hakkında çok şey anlattı. Onun verdiği bilgiler bana hazırlanmamda çok yardımcı oluyor.

Sana İspanyolcanın ne kadar karmaşık bir dil olduğunu anlatmış olmalılar…
Kısa sürede akıcı bir şekilde konuşmayı umuyorum. Zaten neredeyse 1.5 yıldır İspanyolca dersleri alıyorum.
Yani kendine İspanya’ya transfer olmaya mı hazırlıyordun? Bir sonraki durağının burası olmasını bekliyor muydun?
Hayır, kafamda İspanya’ya transfer olmak yoktu, sadece yeni bir dil öğrenmek istiyordum. Dortmund’dan takım arkadaşlarımla ders alıyordum. Öğretmenimiz de Lucas Barrios’un tercümanıydı.
Bize İspanyolca bir şeyler söylemek ister misin?
Por ejemplo que es mi objetivo que la próxima vez que hablemos lo hagamos sólo en español.(Bir sonraki röportajı tamamen İspanyolca yapacaklarını söylüyor.)

16 Haziran 2011 Perşembe

Ruud Gullit yine mi kovuldu?


Kovulmak…Futbolda çok telaffuz edilen bir kelime. Futbolcudan memnun kalınmadığı zaman en fazla kendisinden kulüp bulması isteniyor ama teknik direktöre böyle bir şey söylenmiyor. Sadece tek bir kelime geçiyor: ''Kovuldun.'' Bizim ligimizde teknik adam değiştirmek peynir ekmek gibi zaten. Sezon içerisinde giden gelenlerin sayısı gün geliyor köprü trafiğine dönüyor. İstikrarıyla örnek gösterdiğimiz Avrupa’da da bu trafik sorunu son yıllarda fazlasıyla hissediliyor. Bazı teknik adamlar ise en çok kovulmalarıyla gündemde oluyor. Bu isim Ruud Gullit olunca da doğal olarak haberin değeri artıyor. Sonuçta kim takar Terek Grozny’i, kovduğu teknik adamı. Ama Gullit olunca kovulan isim Terek’i de adam yerine koyup okuyorsun işte.

Muhteşem bir futbolculuk kariyerinden sonra Gullit’in çalıştırdığı 5.takım Terek. 5 takımda da akıbeti aynı oldu bir zamanların efsane futbolcusunun. Chelsea’de Glenn Hoddle, İngiltere milli takımının başına geçince oyuncu-menajer olmuştu. Belki şansı yaver gitti, belki de takımın içinde olmanın avantajını yaşadı, ilk senesinde mavilerle FA Cup zaferi yaşadı. O zamanlar Chelsea şimdiki gibi her sene bir kupa almıyor. Bu kupa tam 26 yıllık özlemine son veriyordu Chelsea’nin. Londra kulübü tam 26 yıl sonra ilk defa bir kupa kazanıyordu. Bu kupayla aynı zamanda ilk kez Britanya dışından bir menajer büyük bir kupa kazanıyordu. Teknik adamlık kariyeri için bundan daha güzel bir başlangıç olamazdı herhalde. 2.senesinde yine her şey yolunda gidiyordu. Ligi 2.sırada bitirmişler, 2.kupada da çeyrek final oynamışlardı. Ama futbolculuk dönemindeki asiliği devam etmişti Gullit’in ve kulüp yönetimi tarafından görevine son verilmişti. Yani kovulmuştu. Bu teknik direktörlük kariyerinde ilkti Hollandalının.

Ama Chelsea’de yaptıklarıyla gelecek vaat eden teknik adam etiketini almıştı üzerine. Newcastle hızlı davranıp Gullit’e verdi takımı. Bir sezon önce FA Cup’ta final oynamalarına rağmen ligi 13.sırada bitirmişlerdi. Şansızlıklar Kenny Dalglish’in yakasını bırakmasa da sezon boyunca, fatura kesilmişti bir kere. Ardından Gullit geldi takımın başına. St. James’ Park’ta muhteşem bir karşılama vardı Hollandalı için. Gullit’in iyi futbol anlamına gelen ''Seksi futbol oynatacağım'' sözü pankartlara taşınmıştı. Ancak ilk sezon, Dalglish’inkinden farklı değil. Yine FA Cup’ta finalde kaybedildi, yine lig 13.sırada bitirildi. Ancak bu kez daha sabırlı davrandı kulüp yönetimi. Bir sonraki sezona başlangıç ise pek iyi olmadı. Üst üste alınan kötü sonuçlardan sonra taraftarda sırtını dönmüştü Hollandalıya. Yağmurlu bir günde ezeli rakip Sunderland ile oynanan maçta alınan mağlubiyet son nokta olmuştu. Ancak asıl sorun yine de o mağlubiyet değildi. Sorun takımın en değerli oyuncusu Alan Shearer’ın yedek oturtulmasıydı. Bu sonu oldu Gullit’in. 3 senelik teknik adamlık kariyerinde 2.defa kovulmuştu.

Sonrasında uzun bir süre düşünmedi teknik adamlık yapmayı yada görev verilmedi Hollandalıya. 2004 yılına kadar. Zor dönemdeki eski takımı, yıldızını parlattığı takım Feyenoord göreve çağırdı onu. Finansal güçlükler nedeniyle zor bir dönemden geçen Feyenoord’ta işler yine yolunda gitmedi. Takım hiçbir kupada başarılı olamadığı sezonu 4.sırada bitirdi. Sezon sonunda istifa etti Gullit yada rica edildi kendisinden. Sonra yine bir sessizlik dönemi. Avrupa’da kimse çalmıyordu kapısını. Oyunculuğu dönemindeki kötü şöhreti, teknik adamlığında affedilmiyordu. Sahadaki 11 oyuncudan biri değildi. Onları yöneten kişiydi. O yüzden ilk fatura doğal olarak ona kesiliyordu. Arada Tv yorumculuğu yaparken beklenmedik bir çağrı geldi, okyanusun diğer yakasından. Beckham’ın takımı LA Galaxy’den. 3 yıllık sözleşme ve yıllık 2 milyon dolar. Bir MLS teknik direktörüne verilmiş en yüksek ücretle başladı işe Gullit. Ancak orada da işler bir kez daha yolunda gitmedi. Ligin düzenine bir türlü adapte olamamıştı. Üstüne oyuncularının sürekli teknik direktörlük tarzını eleştirmesi tuz biber oldu. 2008 Ağustos’un da daha fazla dayanamayarak istifa etti.

Ve son durak Terek Grozny…ABD’den ayrıldıktan yaklaşık 2.5 sene sonra Çeçenler ikna etti Hollandalı’yı. Rus liginin vasat takımlarından biriydi Terek. Ama yine de gitti Gullit. Zor bir insanın böyle zor bir ortamda başarılı olması zaten çok zordu, olmadı. Gullit yine kovuldu. Bu karara güldüğünü, Rusya’nın normal bir ülke olmadığını söyleyerek. Şu ana kadar çalıştırdığı 5 takımda da aynı akıbeti yaşadı Gullit. Chelsea ile kazandığı ilk senesindeki tek kupa hariç hep başarısız oldu. Büyük ihtimalle yine teselliyi televizyon stüdyolarında arayacak Hollandalı. Büyük bir efsanenin teknik adamlık kariyerinde her geçen gün karizmasını çizdirmesi üzse de beni yapacak bir şey yok. Başkanların ve kulüp sahiplerinin dünyası bu usta. Acımak yok.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Rooney şarkı söylerse...

video
Barbados'ta tatildesin, kafalar güzel belli. Eline mikrofonu vermişler Rooney'nin başlamış söylemeye. Liverpoollu Andy Carroll ile birlikte tatil yapan Wayne Rooney'nin karaoke bardaki performansı nasılmış bir dinleyin bakalım. İlk parçalar Beatles'tan.

Steve McClaren ve Nottingham Forest


Bazı takımlar vardır futbolda ister kulüp ister milli takım olsun. Yaşınız yetmese de onları izlemeye önce duyarsanız ne harika takım diye. Sonra merak edersiniz. Haklarında ne varsa okursunuz. Sevginiz, saygınız arttıkça onlara, dvd'sini alırsınız yada internetten maçlarını indirirsiniz. Mesela 1982'nin Brezilya milli takımını tam bilmem ben. Daha 5 yaşındaydım. Ama öyle bir anlatıyorlardı ki herşeyi öğrendim haklarında. Maçlarını izledim sonra. Şimdi bana sorsan 11'ini sayarım neredeyse. Daha birçok hikaye var bende böyle. Nottingham Forest da benim için böyle bir kulüp. Fırtına gibi estiği dönemde izleyemesem de sonraları önce okudum sonra izledim ve hayran kaldım Robin Hood'un memleketine. Bu hayranlığımın oluşmasında Lig Tv'den Mehmet Özkan'ın da katkısı yok değil tabi. Bu işe yeni başladığım dönemde çok şey anlattı bana. İşte böyle başladı Brian Clough ve Nottingham sempatim. Benim için bir Liverpool, bir Real Madrid olmasa da Premier Ligde olmalarını çok isterim açıkçası. Bir dönem ciddi şekilde yaşadıkları maddi zorluklardan sonra başkan Nigel Doughty'nin özellikle son 2 sezonda 25 milyon pound gibi önemli bir miktarı kulüp için harcamasıyla Lig 1'den Championship'e çıktılar ve geçen sezon Swansea'ye Play-Off'larda mağlup olarak Premier Ligin kapısından döndüler. Kulüp yönetimi bunun üzerine bu sezon biraz daha para harcamayı göze aldı. İlk iş olarakta her ne kadar Wolfsburg'ta beklentileri karşılayamasa da Twente'nin adını Avrupa arenasında duyuran İngiliz Steve McClaren'ı göreve getirdiler.

Sir Alex'in yardımcılığını yaptığı yıllarda Manchester United'ta elde edilen birçok başarıda önemli katkısı bulunan sonrasında Middlesbrough ile tek adamlığının ilk sınavını iyi veren McClaren, İngiltere milli takımına tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşatsa da sonrasında Twente'yle kazandığı şampiyonlukla bir kez daha adından söz ettirmeyi başarmıştı. Kartvizitinde kazandığı kupalara göre bence işi çok daha zor İngiliz menajerin. Premier Lige çıkmak kolay bir iş değil. Aslında tüm büyük liglerde bir alt ligden çıkmak kolay değil. Aklıma Mustafa Denizli'yi takımın başına getiren Manisa geliyor. İngiltere'de de ünlü menajerler alt ligden bir takımı çalıştırmasına rağmen Premier Lig bileti alamamıştı. Kulübün direktörü Mark Arthur, yaptıkları seçimden oldukça mutlu. İyi bir kadroya saihp olduklarını düşünüyor ve tabi ki Premier Lige çıkmak için biraz daha para harcamak zorunda oldukları biliyor. Eğer McClaren bu parayı doğru şekilde harcayıp Nottingham'ın son yıllarda olduğu gibi sezon içerisinde keskin iniş çıkışlar yaşamasına izin vermezse 12 yıllık özleme son verebilirler. Bizde bu efsane takımı bir kez daha Premier Ligde izlemenin keyfini yaşarız.

12 Haziran 2011 Pazar

Tevez'e Soruyorum...


Soccernet'de ''Off The Ball'' diye bir köşe var. Haftanın en ilginç 4-5 hikayesini yayınlıyorlar. Haftanın ilginç karesini ve videosunu veriyorlar. Bu haftaki bir hikayede fena geçirmişler Tevez'e. Haftada tüm gelirleriyle 250 bin Pound kazanan Tevez'in Manchester kentini neden sevmediğini anlamaya çalışmışlar. Tevez, Arjantinli Susana Gimenez'in TV programında iğrenircesine, ''Bu şehrin sorunu ne? Havası, her şeyi, hiçbir şeyi yok. Sadece 2 restaruantı var. Kontratım bittiğinde bir daha asla Manchester'a gelmeyeceğim. Burada hiç yeni arkadaşım yok. Daima ailemle yada eski arkadaşlarımla beraberim. Evimden çıkamıyorum. İngilizceyi hala doğru dürüst konuşamıyorum.'' diyordu. Katıldığı programa BURADAN ulaşabilirsiniz. İşte tam burada Soccernet'in köküne kadar soruları geliyor:''Neden bunca yıl, Manchester'da yaşadığın evinde ingilizce öğrenemedin? (En güzeli şimdi geliyor) Manchester şehrinden bu kadar nefret ediyorsan, neden Manchester United'tan Manchester City'e transfer oldun? Hiçbir şeyden memnun olmayan ve sürekli sorun çıkaran Tevez'in nasıl bozuk bir karaktere sahip olduğu buradan belli oluyor. Kimi çocukluğunda yaşadığı tüm kötü olayları içinde eritip kendisine gülen şansı doğru kullanıyor. Kimi de Tevez gibi ne kadar şanslı olduğunu unutup her zaman sızlanıyor.

Xavi


Barça kariyerinde kazandığı 16 kupayla...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Büyükbaba, Oğlunun Katili Oldu!


Gazetenin 3.sayfa haberi aslında. Cinnet geçiren ?.?. karısını vurdu yada arkadaşını bıçakladı gibi. Bu kez böyle bir cinnet anını Sırbistan'ın eski futbolcusu Savo Milosevic'in büyükbabası yaşamış ve oğlunu yani Milosevic'in babasını vurmuş. İkili arasında yaşanan kavga sonrası büyükbaba evine gidip M-48 tüfeğini almış ve oğlunu göğsünden vurmuş. Baba Milosevic'te hastaneye yetiştirilirken yolda can vermiş.