30 Temmuz 2011 Cumartesi

2014 Dünya Kupası Grupları


Rio De Janeiro'da yapılan kura çekiminde tüm kıtalardaki eleme grupları belli oldu.
Bizim grubumuz şöyle;
D GRUBU
Hollanda
TÜRKİYE
Macaristan
Romanya
Estonya
Andorra

Bence fena bir grup değil. 1.torbadan son dönem form durumuna baktığımızda hiç istemeyeceğimiz bir rakip geldi. Hem son Dünya Kupası'nın finalisti hem de 2012 elemelerinde tüm rakiplerini eze eze yenen bir Hollanda var. Belki geçmiş dönemlere göre, mesela Hakan Şükür'ün kafa golüyle yendiğimiz dönemdeki gibi güçlü bir Hollanda kadrosu yok ama çok daha organize, savunmayı da son dönemde iyi yapan bir ekip var. Zaten son Dünya Kupası'nda bunu net bir şekilde gösterdiler. Onlarla oynayacağımız maçlarda özellikle evimizde bir şansımız olabilir. Ancak bu maçı da o dönemdeki gibi mesela Bursa'ya almamız lazım. İstanbul'da oynarsak bir anlam taşımayabilir. Atmosferiyle ürkütücü bir statta oynamamız lazım. Geçmiş dönemde Mustafa Hoca büyüklerle olan maçları Bursa'ya alarak çok akıllı bir iş yapmıştı.

Diğer takımlara baktığımızda ise kolay gözükse de dikkatli olmazsak canımızı yakacak takımlar var. Mesela Romanya her ne kadar Hagili dönemi mumla aratsa da her zamanki gibi pis bir Balkan ekolü olarak hem kulüp hem de milli takımlarda canımızı acıtmıştır. Belki yüksek profilli bir takım değil ama nasıl oynaması gerektiğini, hadlerini çok iyi biliyorlar.
Macaristan ise Andorra'yla birlikte benim en az korktuğum ekip. Hem son yıllarda şansımızın onlara karşı çok tutması hem de her ne kadar bir ilerleme yakalasalar da potansiyeli belli bir ülke. Mesela bir Estonya daha çok korkutuyor beni. Soğuk bir hava, kötü bir zemin, deplasmanda Estonya maçını daha korkutucu hale getiriyor. Takımlara baktıktan sonra gerçekçi olmak lazım. 2.lik hedefimiz olacak. Romanya ve Macaristan'la bana göre çekişmeli bir 2.lik mücadelesi vereceğiz. Grup 2.leri play-off oynayacak. Buradan 4 takım Brezilya biletini alacak. Gruplarda eleme maçları 7 Eylül 2012 - 15 Ekim 2013 tarihleri arasında oynanacak.

Grupları belirleyen çekiliş, Brezilya efsanesi Ronaldo'nun elinden geldi. Diğer gruplara baktığımızda ise genel olarak dengeli olduğunu söyleyebiliriz. Son grupta İspanya ve Fransa 5'li grupta karşılaşıyor. Burada İspanya açık favori olsa da Horozların Matadorlar karşısında şansının genelde yaver gittiğini unutmamak lazım.
A grubu da zor olarak nitelendirelebilecek bir diğer grup. Belki hepsi üst düzey değiller ama birbirlerine çok yakın ekipler. O yüzden bu grupta kim çıkarın bahis oranları birbirine yakın olur. İşte 2014 Dünya Kupası'nın diğer grupları;
A GRUBU
Hırvatistan
Sırbistan
Belçika
İskoçya
Makedonya
Galler
B GRUBU
İtalya
Danimarka
Çek Cumhuriyeti
Bulgaristan
Ermenistan
Malta
C GRUBU
Almanya
İsveç
İrlanda Cumhuriyeti
Avusturya
Faroe Adaları
Kazakistan
E GRUBU
Norveç
Slovenya
İsviçre
Arnavutluk
Kıbrıs Rum Kesimi
İzlanda
F GRUBU
Portekiz
Rusya
İsrail
Kuzey İrlanda
Azerbaycan
Lüksemburg
G GRUBU
Yunanistan
Slovakya
Bosna Hersek
Litvanya
Letonya
Liechtenstein
H GRUBU
İngiltere
Karadağ
Ukrayna
Polonya
Moldova
San Marino
I GRUBU
İspanya
Fransa
Belarus
Gürcistan
Finlandiya

Kompleks


Kompleksin böylesini görmedim. Barcelona'nın yeni transferi Alexis Sanchez, Mavi gömleğinin içine beyaz t-shirt giyince Katalan medyası olay yapmış bunu. Neymiş Real Madrid'i hatırlatıyormuş. Söylenecek fazla bir şey yok.

Kaka'nın Klibi

video
Sakatlığı nedeniyle forma giyemediği dönemde kendini şarkıya, türküye vermiş Kaka. "Presente de Deus-Tanrının Hediyesi" ni yazmış. Aylar sonra eşi Carol Calico ile bu dini göndermeler de yapan romantik şarkıya bir klip çekmiş Kaka. Performansları bence fena değil. Bir de siz karar verin.

29 Temmuz 2011 Cuma

Aman Hocam...

video
MLS Yıldızları-Manchester United maçında yan hakemin düştüğü durum...

Geber Kun!


Atletico Madrid-Stromsgodset Avrupa Ligi Ön Eleme maçında astı bu pankartı Madrid taraftarı. Torres'i de kabullenemediler, Kun Agüero'yu da. İkisi de Ada'yı tercih etti. İkisi de başlarım vefasına ben profesyonelim abi dedi doğal olarak. Ama bu pankart, nefretin hangi boyutta olduğunu çok güzel gösteriyor. Bu arada Atletico, Reyes'İn 2 golüyle 2-1 kazandı ilk maçı. Sezon öncesi ben kulübümde çok mutluyum diyen Reyes, attığı gollerle de gösterdi bunu.

28 Temmuz 2011 Perşembe

FIFA’ya Ultimatom


Biz kendi içimizde debelenirken şikedir, teşviktir diye dünyadaki olaylara uzak kaldık biraz. Geçen gün Avrupa Kulüpler Birliği Başkanı Karl-Heinz Rummenigge resmen ayar verdi FIFA'ya. Organizasyon dahilindeki 200 kulübü FIFA yolsuzluklarına karşı ayaklanmaya davet etti. Mohamed Bin Hammam, FIFA başkanlık seçimi için rüşvet verdiği gerekçesiyle futboldan ömür boyu men edildi. Sonrasında da Blatter'e "diktatör" dedi. FIFA başkanı, Bin Hammam'ın sözlerine "FIFA, hem saha içinde, hem saha dışında yolsuzluğa sıfır tolerans gösterecek" dedi. Kendi de inandı mı bu söze bilinmez ama dedi. Aslında şu an dünya futbolunun tepesinde inanılmaz şeyler oluyor. Bataklık büyümeye devam ediyor. Büyüdükçe de futbolun değerinin azalacağını herkes biliyor. Kulüplerin en büyük gelir kaynakları sponsorluklar, forma reklamları ve daha birçok şey sıkıntıya girecek. Belki dev firmalar gün geçtikçe kirlenen futbola yatırım yapmaktan vazgeçecek. Tabi bunlar belki, belki, belki...

FIFA ve UEFA'ya son ayar ise Avrupa Kulüpler Birliği yönetim kurulu üyesi Umberto Gandini'den geldi. Kulüplerin gelecekte oyuncularını milli takımlara göndermeyi reddedebileceğini söyleyerek bu iki dev birliği açık bir şekilde uyardı. Milan’ın da organizasyon direktörü olan Gandini, FIFA’nın uluslar arası maç fikstürü ve gelir dağıtımının, kulüpleri zor durumda bıraktığını söyledi. Gandini; “Kulüpler bu konuda sert çıkışlar yapıyor, çünkü FIFA bizlerin düşüncelerini dikkate almıyor” diyerek dozu arttırdı. FIFA ve UEFA’nın, kulüpler ile olan anlaşması 2014’te sona erecek. Şayet anlaşma yenilenmezse, kulüplerin Şampiyonlar Ligi’ne katılma ve milli takımlara oyuncu gönderme yükümlülükleri ortadan kalkacak. Gandini bu konuyla ilgili olarak da; “Futbola para yatıran, oyuncular kazandıran bizleriz. Bizim sayemizde oyuncular futbol oynamak için bir sebep buluyor. Futbolcular, kulüpler olmadan ne yaparlardı? Mücadelemizi sürdüreceğiz. Kulüp futbolu ve Ulusal Futbol arasındaki dengenin bulunacağını umuyoruz. Gidişatın nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum ancak ortaklığın sonlanması ya da bazı kuralların değişmesi mümkün olabilir” dedi. Olaylar büyüyor, futbolun güzel yüzünde kırışıklar dikkat çekiyor. Sürekli botoksla yama yapmakta kurtarmıyor. Bu keşmekeşliğin sonu ne olacak hep birlikte izleyip göreceğiz.

Agüero Manchester City'de


Yeni nesil yıldızlar diye dünya futboluna tanıtılan şu isimleri görünce ve bunlara ödenen yada ödenmesi düşünülen 40-45 milyon euroları görünce eskilerin günahı neydi diyor insan. Eğer Neymar, Agüero, Robinho gibi adamlar gerçekten yıldızsa Batistuta, Romario, Ronaldo ve daha birçokları neydi be usta. Neymar için yapılan tantana zamanında Robinho için de yapılmıştı. Agüero denen kardeş, ekmeğini taştan çıkartan ve mücadelesini golleriyle süsleyen Tevez'in yanında ne kadar esamesi okunur. Neymar'ı da Agüero'yu da iyi kötü 2 senedir dikkatli izliyorum. Ulan ne büyük topçusun sen dediğim bir maçları olmadı. Hadi Neymar'a biraz daha sabır diyelim, Avrupa'ya yelken açmadığı için. Peki ya Agüero. 18 yaşından bu yana Atletico Madrid'te. Son 2 senede akıllarda kalan olağanüstü bir maçı bende yok. En kritik maçlarda yine Forlan baba sahnedeydi. Agüero, bir Torres'in çıkışını yakalayamadı bana göre ve şimdi çok daha zorlu bir lige gidiyor. İspanya'da bir sezonda 20 golü babamda atıyor tabiri caizse. Hiç değilse son yıllarda böyle oldu. Şimdi İngiltere'de ne yapacak benim için büyük soru işareti. Dedim ya Tevez, City gibi kabız bir takımda yine de hatırı sayılır bir gol sayısına ulaşmıştı geçen sezon. 20 golle krallığı paylaşmıştı Berbatov ile. Agüero'nun bu sayıları ulaşması sürpriz olur bana göre, ulaşırsa da bu kadar laf ettikten sonra en fazla kapak olur:)

2014 Dünya Kupası Kura Çekimi Torbalar


2014 Dünya Kupası Cumartesi Rio de Janerio’da çekilecek kıta elemeleri kuraları ile başlayacak. Milli takımımız Avrupa elemelerinde ikinci torbada kura çekimine katılacak. Avrupa elemelerinde 9 grubun lideri doğrudan 2014 Dünya Kupası biletini cebine koyarken en iyi 8 ikinci takım aralarında kura ile play off maçları yapacak 4 takım daha Avrupa Kıtası’ndan Dünya Kupasına katılma haktı elde edecek. İşte Avrupa’da oluşturulan 6 torba;
1.TORBA
İSPANYA
HOLLANDA
ALMANYA
İNGİLTERE
PORTEKİZ
İTALYA
HIRVATİSTAN
NORVEÇ
YUNANİSTAN

2.TORBA
FRANSA
KARADAĞ
RUSYA
İSVEÇ
DANİMARKA
SLOVENYA
TÜRKİYE
SIRBİSTAN
SLOVAKYA

3.TORBA
İSVİÇRE
İSRAİL
İRLANDA
BELÇİKA
ÇEK CUMHURİYETİ
BOSNA-HERSEK
BELARUS
UKRAYNA
MACARİSTAN

4.TORBA
BULGARİSTAN
ROMANYA
GÜRCİSTAN
LİTVANYA
ARNAVUTLUK
İSKOÇYA
K.İRLANDA
AVUSTURYA
POLONYA

5.TORBA
ERMENİSTAN
FİNLANDİYA
ESTONYA
KIBRIS RUM K.
LETONYA
MOLDOVA
MAKEDONYA
AZERBAYCAN
FAROE ADALARI

6.TORBA
GALLER
LIECHTENSTEİN
İZLANDA
KAZAKİSTAN
LÜKSEMBURG
MALTA
ANDORRA
SAN MARİNO

Grubumuz şöyle olsa hiç fena olmaz: YUNANİSTAN-MACARİSTAN-LİTVANYA-MOLDOVA-ANDORRA (Böyle bir grupla da çıkamazsak Asya elemelerinden katılalım zaten)

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Şişman Tatilde!


Hey maşallah be diyesi geliyor insanın. Fenomen Ibiza'da tatilde...

"Audi Cup"ta İlk Gün...



Bu yıl ikincisi düzenlenen ve ilkinde ev sahibi Bayern Münih'in kazandığı "Audi Cup", bugün oynanan Barcelona-Internacional maçı ile start aldı.

Geçtiğimiz sene otomobil firması Audi'nin 100. yılı şerefine başlatılan turnuvaya ev sahibi olarak Bayern Münih ile birlikte Manchester United, AC Milan ve Boca Juniors katılmıştı. Bu seneki turnuvada ise Manchester United'ın yerine Barcelona, Boca Juniors'un yerine de Internacional yer alıyor.

Sezon öncesi turnuvaların belki de en dikkat çekeni olan turnuva, bugünkü Barcelona-Internacional maçı ile başlamış oldu. Barcelona, normal süresi 2-2 biten maçın penaltı vuruşlarında Internacional'ı 4-2 yendi ve turnuvanın ilk finalisti oldu.

Barcelona 2-2 Internacional (Pen: 4-2)



Barcelona, yedek ağırlıklı olarak çıktığı mücadelenin 14. dakikasında yapılan bir serbest vuruş organizasyonunda Thiago Alcantara ile 1-0 öne geçti. Maçın ikinci yarısına hızlı başlayan Internacional, 55. dakikada Nei'nin topu boş kaleye yuvarlamasıyla mücadelede dengeyi sağladı.

Ancak golden hemen 5 dakika sonra, Barcelona'nın diğer bir genç yeteneği Jonathan dos Santos golü buldu ve Barca maçta 2-1 öne geçti. Maçın 84. dakikasında Internacional Leandro ile bir kez daha eşitliği sağladı ve maç penaltılara gitti. Penaltılar sonucunda da maçı Barcelona 4-2 kazandı.


 Bayern Münih 1 - 1 AC Milan (Pen: 5-3)


Turnuvanın ilk günündeki ikinci yarı final mücadelesinde de ev sahibi Bayern Münih ile AC Milan karşı karşıya geldi. AC Milan, henüz maçın 4. dakikasında golcü oyuncusu Zlatan Ibrahımovic ile 1-0 öne geçti.

Bu golden tam yarım saat sonra ise, Bayern Münih'in gelişen atağında genç oyuncu Toni Kroos meşin yuvarlağa ceza sahası dışının kaleyi cepheden gören yerinden vurdu ve skoru 1-1'e getirdi. Maçın bitiş düdüğüne kadar başka gol olmadı. Penaltılarda ise Bayern Münih, Milan'a 5-3'lük üstünlük sağladı ve finalde Barcelona'nın rakibi oldu.


Böylece "Audi Cup"ın finalinde ev sahibi Bayern Münih ile Barcelona eşleşmiş oldu. Turnuvanın final mücadelesi de bugün Allianz Arena'da oynanacak.

26 Temmuz 2011 Salı

Uefa Yılın Futbolcusu Adayları


Platini'nin arka tarafından çıkarttığı Uefa Yılın Futbolcusu ödülünün ilk adayları belli oldu. Çok şaşırtıcı (!) bir şekilde şu 3 isimden biri alacak ödülü:Ronaldo, Messi, Xavi. La Liga'nın en iyisi belirleniyor sanki. Adaylardan diğerlerinin aldığı puanlar şöyle;
Andres Iniesta - Barcelona - (33 points)
Falcao - Porto - (17 points)
Wayne Rooney - Manchester United (15 points)
Nemanja Vidic - Manchester United (5 points)
Zlatan Ibrahimovic - AC Milan (4 points)
Gerard Pique - Barcelona (4 points)
Manuel Neuer - Bayern Munich (3 points)
Ödülü kazanan 25 Ağustos'ta Şampiyonlar Ligi kura çekiminde açıklanacak.

UEFA'NIN YENİ ÖDÜLÜ (!)

Korkuyorum...


Federasyon açıkladı kararını 9 Eylül diye. 10 gün sonra başlayacak takvim 34 gün daha attı. Avrupa’da en son başlayacak lig olacağız bu sezon. Daha ortada hiçbir şey yok. Kim suçlu kim suçsuz hala bilinmiyor. Sadece tarih var: 9 Eylül. Diyelim ki X takımın küme düşürülmesine karar verildi. Daha bunun tahkimi var, CAS’ı var. Çok uzun bir süreç bizi bekliyor. Diyelim ki hiçbir takımı düşürmedin, ligin başlangıcı yine garip olacak. Fenerbahçe, 5 Ağustos’a kadar futbolcularına izin vermiş. Futbolcunun sezon öncesi hazırlıkları saçma sapan bir hal alıyor. Önce yükleme yapıyorsun, sonra taktik çalışıyorsun, hazırlık maçlarına çıkıyorsun ve hadi tatile diyorsun. Nasıl olacak böyle bilemiyorum. Bu sene her şekilde tüm takımlar kafa olarak bitti bu kararla. Futbolseverlerin tadı kaçtı. Yayıncı kuruluşun zararını söylemeye gerek yok. Tam bir belirsizlik.

Kural kitapçığında süper lig 18 takımla oynanır yazıyor bu arada. Diyelim ki 5 takım düşürdün. Bu sene sonunda düşen 3 takım geri dönüyor. Geçen sene play-off finalini oynayan takım geri geliyor. Bir takım daha bulman lazım 18’i tamamlaman için. Yada kural değişikliği yapacaksın, eksik takımla oynayacaksın. Off çok karışık. Daha neler olacak kestirmek çok zor. İşin bu kadar uzamasının kimseye faydası olmayacak. Olası düşen takımların taraftarı nasıl kabullenecek bu durumu. Bank Asya’daki maçlarında olay çıkacak mı? Düşen takımın sakin olan taraftar profili tersine dönecek mi? Yada tam tersi olacak mı?

İşi çok ama çok zor federasyonun. Öyle deliller koyulmalı ki ortaya, düşen takımın taraftarı “şeriatın kestiği parmak acımaz” demeli. Zaten daha şimdiden kabullenemiyor kimse. Şike yaptıysak bile benden öncekiler ne olacak diyor. Piyango bana mı çıktı diye soruyor. Trafikte emniyet şeridinden 100 kişi geçiyor, sen 101.olarak cezayı yiyorsun, nasıl hissedersin: berbat. Bu olayda böyle işte. Bu ülkede kimse temiz olduğunu iddia edemez. Bu ülkede bu veya bundan önceki sezonlarda illa ki şike yapıldı. Yapmadım diyen takım beni inandıramaz. O yüzden kanun yeni çıktı, o yüzden de siz yandınız, yapacak bir şey yok cümlesini kimseye anlatamazsınız. Yani çok sıkıntılı bir süreç geliyor.

Bundan önce yaşananlar hikaye olabilir bu yeni süreçte. Türk Futbolu kalite ve ekonomi olarak bir yere gelmişti. Kirliydi belki ama yine de bir seviyedeydi. Şimdi bir reset yiyecek. Hiçbir ülkede yapılmayanı yapıyoruz şu an. Büyük bir ligde bu şekilde bir şike soruşturması yaşanmadı şimdiye kadar. Sanmayın sakın İspanya’da, İngiltere’de, Almanya’da İtalya’da şike yapılmadı diye. O büyüklük timsali UEFA anlatsın bana Ovrebo’yu ve diğerlerini. Onlar daha Chelsea-Barcelona yarı finalinin hesabını veremez. Ama biz hesap sormaya karar verdik ülke olarak. Çok büyük bir yükün altına girdik. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak, ortada konuşulan cezalar olursa. O yüzden korkuyorum Türk Futbolunun geleceği için, çok korkuyorum.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Elano Milli Takımda Yok


Copa America'da 4 penaltıyı da kaçırarak elendikten sonra ilk maçta nasıl bir kadroyla çıkacaklarını bende çok merak ediyordum. Mano Menezes'e eleştiriler fazlaydı kupa sonrası. Aslında son elendikleri Paraguay maçında fena oynamasalar da genel performansları kötüydü. Bunda çok çaylak bir takımla çıkmanın etkisi de yadsınamaz. 2014 Dünya Kupası'na kadar da bu takım palazlanır mı soru işareti. Şimdi önlerinde farklı bir dönem başlıyor. Hazırlık maçlarıyla Kupa'ya hazırlanacaklar. İlk karşılaşmayı da Almanya ile deplasmanda gelecek oynayacaklar. Menezes, Copa America sonrası kadroda 3 ismi değiştirmiş. İçlerinden en önemlisi Dunga'nın prensi Elano. Diğer orta saha oyuncuları Jadson ve Sandro. Savunmadan da Luisao ve Adriano'yu kesmiş. Yerlerine Bayern Münih'ten Luiz Gustavo, Vasco da Gama'dan savunma oyuncusu Dede ve son olarak Corinthians'tan Ralf'ı dahil etmiş. Andre Santos ise kadrodaki yerini koruyor. Elano'da başka sıkıntılarda var sanırım ve bundan sonra milli takımda göremeyebiliriz eski Galatasaraylıyı. Çünkü bu tip elenmelerden sonra illa ki fatura kesilir birilerine. 10 Ağustos'ta Stuttgart'ta forma giyecek Brezilya kadrosu şöyle;
Kale: Julio Cesar (Inter Milan), Victor (Gremio)
Savunma: Daniel Alves (Barcelona), Maicon, Lucio (both Inter Milan), Andre Santos (Fenerbahce), David Luiz (Chelsea), Dede (Vasco da Gama), Thiago Silva (AC Milan)
Orta Saha: Ramires (Chelsea), Lucas Leiva (Liverpool), Ralf (Corinthians), Elias (Atletico Madrid), Paulo Henrique Ganso (Santos), Fernandinho (Shakhtar Donetsk), Lucas (Sao Paulo), Luiz Gustavo (Bayern Munich), Renato Augusto (Bayer Leverkusen)
Forvet: Neymar (Santos), Robinho, Alexandre Pato (both AC Milan), Fred (Fluminense), Jonas (Valencia)

Lugano Kupayla

24 Temmuz 2011 Pazar

İtalya (1966 Dünya Kupası)


1966’ya gelene kadar 2 kez Dünya Kupası’nı kazanmış, Gianni Rivera, Sandro Mazzola ve Giancinto Facchetti gibi yıldızlarıyla İtalya’nın Ada’da Çeyrek Finali bile görememesi kolay açıklanamadı. Grubun ilk maçında Şili’yi rahat geçen İtalyanlar, sonrasında güçlü Sovyetler Birliği’ne 1-0 mağlup olunca çok üzülmemişlerdi. Son maç nasıl olsa Kuzey Kore’yle idi. Bankoların bankosuydu. Kuzey Kore ilk kez Dünya Kupası’nda boy gösteriyordu. Bahisçiler Asya ülkesinin galibiyetine 1’e 1000 veriyorlardı. İşte o Kuzey Kore Pak Doo-Ik’ın golüyle İtalya’yı 1-0 mağlup etti ve Kupa tarihinin en sürpriz sonuçlarından birine imza attı. Bu mağlubiyetten sonra İtalyanlar evinde çürük domateslerle karşılanıyordu.

Cristiano Ronaldo

Barçalı Romeo Beckham


Takım tutma babadan oğula geçmiyor bazen. Bende babamdan farklı bir takıma sevdalandım. David Beckham'ın oğlu da Barcelona formasıyla görüntülenmiş. Baba Real Madrid'te oynamış ne yazar. Anlatamazsın çocuğa. Daha kötüsü de olabilirdi baba Beckham için, Liverpool forması da isteyebilirdi küçük Romeo. O zaman da izin verecek miydi böyle bilinmez.

Mesut, Real'de 10 Numarayı Giyecek


Hangi numarayı giydiğin önemli değil kaç numara oynadığın önemli atasözü ya daha önce söylendi yada ben şimdi buldum:) Bu tarafını araştıramayacağım şimdi. Bazı takımlarda belli bir numaranın anlamı çok büyük olabiliyor. Mesela Manchester United'ta 7 numaranın yeri özel. George Best ile başlamıştı 7 numaranın özelliği. Cantona, Beckham ve Cristiano Ronaldo bu özel numarayı onurlandırmış diğer büyük yıldızlardı. Galatasaray'da Metin Oktay ve Hagi 10 numara demekti her iki anlamda da. Birçok takımda yada önceden böyleydi 10 numarayı giymenin ayrı bir anlamı vardı. Takımın has adamı giyerdi 10 numarayı, lideri, en iyi oyuncusu. Real Madrid tarihine baktığımızda ise çokta ayrı bir yeri olmamış bu numaranın. Düşünün geçen sene dünya futbolunda herhalde en yakışmayan isim Lass Diarra giymişti 10 numarayı.

Tarihe baktığımızda ise Puskas, Netzer, Laudrup, Seedorf, Figo ve Sneijder, Madrid'te 10 numarayı taşıyan yıldızlardan bazılarıydı. Bazıları hakkını verdi, bazılarında ise formanın numarası ağır geldi giyen oyuncuya. Şimdi Real Madrid'in 10 numaralı forması gururumuz Mesut Özil'de. Geçen seneki performansıyla formanın hakkını kat be kat verebileceğinin işaretini verdi Mesut. Umarım böyle devam eder de, 10 yıl sonra kaptanı olarak giymeye devam eder Real Madrid'in 10 numarasını. Tek dileğim bu onun için.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

60 Saniyede Bir Stadın Yapımı

video
Tek kelimeyle olağanüstü bir görüntü. 60 saniyede bir stadın yapımına tanık olmak istiyorsanız buyrun. Yer Polonya. Euro 2012'ye ev sahipliği yapacak statlardan PGE Gdansk Arena huzurlarınızda.

21 Temmuz 2011 Perşembe

1958 Dünya Kupası'nda Arjantin


Arjantin, evinde düzenlediği Copa America'da elenerek hayal kırıklığı yarattı ama bu ne ilk ne de son olacak. Ne takımlar elendi Dünya Kupası'ndan Avrupa Şampiyonası'ndan. Ne şoklar yaşandı. Ara ara yazacağım blogda milli takımların büyük turnuvalara şok vedalarını. Aslında 4-5 tanesini yazdım ama parça parça verelim ki çok uzun olmasın. İşte ilki, madem moda Arjantin dedik, Tangocuların 1958 Dünya Kupası'nda evlerine erken dönüşlerini anlatıyor...
***
En son 1934 Dünya Kupası’na katıldıktan sonraki 3 şampiyonada yer almayan Arjantin İsveç’teki turnuvaya gelirken favoriler arasında gösteriliyordu. En azından taraftarları açısından öyleydi. Grubun açılış maçında son şampiyon Almanya’ya 3-1 mağlup olmak bile morallerini bozmamıştı. Sonraki maçta Kuzey İrlanda’yı aynı skorla mağlup ettiler ve Çek Cumhuriyeti’ni yenip bir üst tura çıkmayı bekliyorlardı. Ancak Dünya Kupalarının en beklenmedik sonuçlarından biriyle karşılaştılar ve Çeklere 6-1 mağlup olarak herkesi şoke ettiler. Bu skorla grubu -5 averajla sonuncu bitiren Arjantin’de halk çılgına döndü.
Federasyon binası ve başkanın evi taşlandı. Arjantin kafilesi ülkedeki tepkiden korktuğu için önce Uruguay’a geçti. Montevideo'dan sonra Buenos Aires’e gitmeye zor ikna oldular. Buraya da ancak Hava Kuvvetlerinin desteğiyle gelebildiler. Alandan çıkışları ise müthiş bir koruma ordusu ve polis yardımıyla oldu. Böyle bir farklı mağlubiyeti 51 yıl sonra Maradona da yaşattı teknik direktörlüğüyle ama elemelerde Bolivya’ya 6-1 mağlup olmak taraftarı bu kadar öfkelendirmedi.

Efsane Kadrolar-90'ların Kızılyıldız'ı...


futbolun büyüyen ekonomisinde ülke şartlarının da etkisiyle belki tekrar en büyük olamayacaklar ama Kızılyıldız da bir döneme damgasını vuran Avrupa'nın devlerini besleyen bir takımdı. Yugoslav ekolünün harikasında kimler yoktu ki o zamanlar. Prosinecki, Savicevic, Mihajlovic, Pancev ve daha birçokları. Sonradan ülkemize gelen Elvir Bolic de kenardan genç yıldız olarak oyuna giriyordu. Çok iyi kadroydu be.

The Sopranos


Benim gibi dizi manyağı bir adamın "The Sopranos" u bugüne kadar izlememesi tam bir skandalmış onu anladım:) 21 Emmy, 5 Altın Küre ödülü almış bir dizinin zaten vasat olmasını beklemiyordum ama bu kadar mükemmel olacağı aklımın ucundan geçmiyordu. Her dizide bir karakteri vardır izleyecinin. Onu diğerlerinden farklı yere koyarlar. Benim de bu dizide adamım Paulie Gualtieri. Babanın (resimde sol başta) çıktığı her sene yerlere yatıyorum gülmekten. Başroldeki Tony Soprano karakteriyle James Gandolfini'nin de performansı nükemmel. Hepsini nasıl sayayım. Her karakterin ayrı bir güzelliği var. Bu "Gotfather-Analyze This" karışımı diziden memnun kalacağınızı garanti ederim. Tabi bu saydığım iki eseri beğendiyseniz. Hala izlemeyenler varsa benim gibi şiddetle tavsiye ederim. Gidin ya dvdsini alın yada indirin bir yerlerden.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Gerd Müller Hafızasını Kaybetti


Hayranlık duyduğunuz yada efsane statüsündeki insanlar hakkında hiç beklemediğiniz yada aklınıza bile getirmediğiniz bir haber okuduğunuz zaman şaşkınlık durumuna girersiniz ya Gerd Müller'in hafızasını kaybettiğini okuduğumda bu hale düştüm işte. 65 yaşındaki Alman efsane İtalya'da hafızasını kaybetmiş halde bulunmuş. Menajerliğini yaptığı Bayern Monaco genç takımıyla İtalya'nın kuzeyinde Trento kentinde kampta bulunan Müller, sabaha karşı kaldıkları otelden dışarı çıkıyor. Daha sonra kendisinden haber alınamayınca takım yönetimi polise haber vermiş doğal olarak. Polis ekiplerince yapılan arama sonucunda, Müller akşam saatlerinde Viale de Gasperi caddesi üzerinde yürürken bulunmuş. Hemen sağlık kontrolünden geçirilen efsane ismin ilk olarak geçici hafıza kaybına uğradığının tahmin edildiği ajanslara düştü. Gerçekten çok üzücü bir olay. Umarım en kısa zamanda toparlanır ve işin edevam eder.

Maradona'nın Copa America Yorumu


"Sadece Kosta Rika'yı yenseydim, çoktan gitmiş olurdum".

Gol Çizgisi Teknolojisi


İngiltere Futbol Federasyonu CEO'su Richard Scudamore'un açıklamasına göre ''Gol Çizgisi Teknolojisi'' Premier Ligde ancak 2012-2013 sezonunda uygulamaya konulabilirmiş. Özellikle 2010 Dünya Kupası'nda Almanya'nın İngiltere'yi elediği maçta Lampard'ın çizgiyi bariz geçen vuruşunun ardından alevlenmişti tartışma. Blatter başlarda bu teknolojiye muhalefet etse de gelen baskılar sonucu bu konuda çalışmalara başlanıldığını açıklamıştı. FA CEO'su Scudamore, teknolojiyi bu sezon başlatmanın pek mümkün olmayacağını belirterek tam randımanlı bir sonucu beklemek gerektiğini, bu yüzden 2012-2013 sezonunun başında bu uygulamaya geçilmesini daha doğru olduğunu belirtti. Bence de bu konuda sağlıklı bir sonuç almak için acele edilmemeli. İngilizler bu tür olaylarda her zaman hassas davranırlar. Sonuçta dünyanın en değerli ligi ve çok yeni bir teknolojiyi buraya sokmak için çok acele etmeyeceklerdir. Açıkçası çizgi teknolojisi işin içine girdikten sonra olacakları çok merak ediyorum. tenisteki gibi dur bakalım top çizgiyi geçti mi diye beklenecek mi mesela. Bunun da ayrı bir esprisi ve güzelliği olacak görüşündeyim. Oyuna etkilerini ise izleyip göreceğiz.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Uefa'nın Yeni Ödülü (!)


Fifa yılın futbolcusu,Ballon d'Or ödüllerini hiç sallamadım şimdiye kadar. Sadece 5 büyük ligin ölçü alındığı yada Dünya Kupası kazanan kadrodan birine verilen-yada geçen sene ki gibi anlamsız bir şekilde Messi'yi verilmesi gibi-sağlıklı bir değerlendirmeye tabi olmayan bir ödüldür. Mesela İskoçya'da yada Çin'de bir adam inanılmaz bir performans mı göstermiş, Uefa yada Fifa için bir önemi yoktur. Zaten Şampiyonlar Ligi'ni sadece çok güçlü olanların girdiği bir yer haline getirmiş, Dünya Kupası'nı bu doğrultuda sürpriz bir takımın kazanma ihtimali yok denecek kadar az iken bu ödülün bir değeri, anlamı yoktur benim için. Geçen yılda alınan bir kararla Fifa Yılın Futbolcusuyla Ballon d'Or ödülleri birleştirilmişti. Ancak memnun kalmamış olacaklar ki Uefa yine Avrupa'yı anlatan bir ödül yaratmayı uygun görmüş. Platini bayılır böyle gösterişe ''Uefa Yılın Futbolcusu'' ödülünü işleme koyduğunu açıklamış. Sadece Avrupa'da forma giyen oyunculardan en iyi 3'ünün seçileceği bu yarışmada, UEFA'nın karar vereceği 53 üst düzey gazeteci jüri olarak seçilecekmiş. 25 Temmuz'da açıklanacak üç aday, bu 53 delege tarafından oylanacak ve kazanan kişi, Şampiyonlar Ligi grup kuraları sırasında ödülünü alacakmış. Yine eyyam dolu bir ödül olacak. Yine Şampiyonlar Ligi'nde yer almamasına rağmen kendi liginde yada milli takımında müthiş performans gösteren bir oyuncu dikkate alınmayacak. Yine göz boyamak olacak asıl hedef.

Paraguay, Brezilya'yı Eledi


Eskiden bazı Lunaparklarda penaltı atardık. Parayı bastırırsın, kalede de mahallenin kalecisi mi kim olduğu belli olmayan bir arkadaş olurdu. Kendine güvenen geçerdi topun arkasına. Ama o Lunaparklarda bile çok daha iyi bir zemin olurdu. Topraktı ama sağlamdı. Brezilya-Paraguay maçındaki zemin ise patates tarlasından daha kötüydü. Tamam Paraguay’da aynı zeminde attı penaltıyı ama Elano ve Andre Santos’un penaltılarında yerden kalkan parça akıllara zarar. Hakem diğer tarafa aldırabilir miydi bilmiyorum ama o kalede penaltı kullanmak Brezilya için talihsizlikti. Maçın genelinde ise rakipten çok zeminle uğraştı sambacılar. Bozuk zemine rağmen de rakibine göre çok daha iyi oynadı. Paraguay’ın kaleyi bulan şutu yoktu. Brezilya ise çok net pozisyonlar yakaladı ama takımdaki tecrübe eksikliğinin fazlalılığı çok göze battı. Bülent Timurlenk’in daha önce yaptığı çok güzel benzetmeyle yıldızcıklar kıvıramadı bu işi. 2014 öncesi kötü bir prova oldu. Gerçi daha belli olmaz çok var Dünya Kupası’na. 2010 öncesi kazanmışlardı Copa America’yı, Güney Afrika’da yarı finali göremediler. Ama ne olursa olsun takıma tecrübe enjekte etmek lazım. Mesela kendini toparlarsa Kaka ilaç olur sambacılara. Yoksa bu takımda ben çok ışık göremedim. 4 penaltıyı da kaçırmak tarihe geçecek tabi bu arada. Kimse hatırlamayacak zemin çok bozuktu diye. Sadece bu satırlarda kalacak. Copa America’da an itibariyle bitmiştir benim için. Uruguay finale çıkarsa belki izlerim ama şu andan sonra turnuvanın reytingi çok düşer.

Larissa Riquelme-Patty Orue Şov





Paraguay kendini yarı finale attı ama bu iki ablanın desteğini unutmamak lazım. Üstteki Larissa Riquelme alttaki Patty Orue, ülkeleri için tribünde destek 2 model. Larissa, Paraguay Dünya Kupası'nı kazanırsa soyunurum demişti. Ülkesi kazanamadı ama o yine de soyundu. Google'a yazın hemen çıkıyor:) Larissa basını peşinden koşturuyor, Patty'de rakip taraftarları bitiriyor fotoğraflarda görüldüğü üzere. Bu 2 güzelin desteğiyle Paraguay yarı finale çıktı. Turlar geçildikçe hararetleri de artıyor. Olası bir şampiyonlukta olacakları düşünemiyorum.

Yılan Hikayesi


Hayatımda hiçbir transferin bu kadar uzadığını görmedim. Çok istediğin bir oyuncu mu var. Ya bastırır parayı alırsın yada ufak bir pazarlık sürecini girersin ama kesinlikle bu kadar uzatmazsın. Geçen sezonun devre arasından bu yana Barcelona’nın Fabregas projesini hala sonlandıramamasını anlayamıyorum. Dünyanın en büyük kulüplerinden birinin futbolcuları aracılığıyla bir başka takımın oyuncusunu ayartmaya çalışması da gerçekten komik geliyor bana. Bu sürecin uzamasına Johan Cruyff da tepki koydu geçenlerde. Barcelona’nın, Fabregas’ı çok istiyorsa bir an evvel Arsenal ile masaya oturup oyuncunun fiyatını sorup bu işi sonlandırması gerektiğini belirtti. Bir yandan Xavi, Fabregas’ı ayartmaya çalışıyor. Diğer yandan Arsene Wenger, haklı olarak Xavi’yi bu tutumundan dolayı eleştiriyor. Hepsinin üzerine Pique çıkıp takım arkadaşını savunuyor. Ortada Guardiola yok. Barcelona yönetiminden kimse yok. Barçalı futbolcularla Wenger’in söz düellosu var. Wenger, Xavi’yi saygısızlıkla suçluyor, Pique sanki çok haklılarmış gibi Barcelonalı futbolcuların her zaman saygılı olduğunu söylüyor. Tam bir komedi var ortada.

Cruyff’un dediği gibi Barcelona gerçekten istiyorsa oturur Arsenal ile masaya çözer bu işi. Böyle küçük numaralara hiç ihtiyacı yok. Geçen sezon yaz transfer döneminde ve devre arasında da aynı şekilde davrandılar. Hatırlayın, Dünya Kupası kutlamalarında Fabregas’a Barcelona forması giydirerek başlamışlardı harekete. Başta bir şaka olarak gösterilse de işin bugün geldiği noktayı görünce kızıyor insan. Fabregas da bu olaylardan etkilenerek sezon boyunca çok etkili olamamıştı. Sezonun başlamasına çok fazla bir süre kalmadı. Arsene Wenger bir yandan da Samir Nasri’nin durumunu merak ediyor. Hatta Mancini’yle de aynı söz düellosuna giriyor ama City tarafından bir oyuncu bile çıkıp Nasri hakkında açıklamalar yapıp kafasını karıştırmaya çalışmıyor. Sonuç olarak bir an evvel bu yılan hikayesinin sonlanması lazım. Bu olay hem Barcelona’nın saygınlığına yakışmıyor hem Fabregas’ı bitiriyor hem de Arsene Wenger’in işini zorlaştırıyor.

John Terry'den Kan Sporu

video
John Terry sert bir oyuncudur. Premier ligde sert bir ligdir. Birçok maçta Terry'nin rakibine girdiğini görmüşüzdür ama böylesi kavga sebebi, cinayete teşebbüs olur. Ahmet Çakarvari bu örneği vermek zorunda kaldım ama videoyu izleseniz sizde bana hak verirsiniz.

17 Temmuz 2011 Pazar

Jimmy Jump, Agüero'yu Öperse...



Dün maçı izlerken bir anda görüntü başka tarafa fixlendi. Sahaya giren biri vardı belliydi ama kim olduğunu göremiyorduk. Aklıma ilk, anadan doğma bir abi yada abla daldı dedim sahaya ama giren meşhur Jimmy Jump'mış. Delinin de kurbanı Agüero'ymuş. Gidip kondurmuş bir buse Kun Agüero'nun yanağına. Arjantin rejisi bu kareyi neden göstermedi hiç anlamadım.

Tango Çabuk Bitti/Uruguay Yarı Finalde


Yazılacak fazla bir şey yok aslında. Cambiasso 11'de yok. Agüero'ya maç boyunca sabrediyorsun. Savunmada Burdisso-Milito ikilisi rezalet. Dünyanın en iyi futbolcusu (!) Messi goldeki pası haricinde sahada yok. Sanki 40 derece ateşle çıkmış gibi sahaya. Birgün önce Ole, Messi'nin tangosuna güvendiklerini yazmıştı ancak sahada sadece ufak ayak hareketleri yapabildi Maradona'nın veliahdı. Sergio Batista'yı bağlasan durmaması lazım artık. Kosta Rika maçındaki 11'i bozmadı bu maça çıkarken. Uruguay ile Kosta Rika iki farklı takım olmasına rağmen. Bu bile başlı başına bir teknik direktör zafiyetidir. Koca Arjantin'de ayakta kalan tek isim golü atan Higuain. Maç boyunca sahada basmadık yer bırakmadı Real Madridli. Pozisyona girdi, arkadaşlarına pozisyon hazırladı, top kaptı yani her şeyi yaptı. 39.dakikada 10 kişi kalan rakibini 90 dakikanın sonunda deviremedi Tangocular. 87.dakikada Mascherano, sahadaki oyuncu sayısını eşitledikten sonra karşılıklı ataklar vardı ama maç penaltılara kaldı.

Uruguay'a da haksızlık etmemek lazım. Önemli bir bölümü 10 kişi oynadılar. Muslera tek kelimeyle maçın yıldızıydı. 2-3 karşı karşıya pozisyonda harika kurtarışlar yaptı. seri penaltı vuruşlarında üzerini düşeni yaparak Tevez'in penaltısını kurtardı. Lugano da maç boyu hem savunmada hem hücumda boğa gibiydi. Bir kafa vuruşu direkten döndü. Forlan ise belki gol atamadı ama yine Uruguay ataklarında başroldeydi. Açıkçası sayısal üstünlüğü ele geçirdikten sonra Arjantin bu işi bitirir diyordum ama Uruguay, çok doğru oynadı ve istediği sonucu penaltılarla da olsa aldı. Arjantin bir kez daha hem de evinde hayal kırıklığını yaşadı.

Sergio Ramos


Çok sevdiğim bir kardeşime hediye:)

Manchester United Yine Favori


Kendisine sorulunca cevap vermiş Rio Ferdinand: ''Hayır, takımın tecrübesinde bir eksilme yok''. Soru da güzel cevap da. Tam 25 yıldır takımın başında Alex Ferguson. 1992’de ilk şampiyonluk gelene kadar birçok sorunla uğraşmıştı, Manchester United’a tekrardan bir kimlik kazandırmak için. Alt yapıdan yetenekli gençleri yavaş yavaş takıma monte ederek de harika bir jenerasyon yakaladı. 90’larda İngiltere’de müthiş bir hakimiyet kurdu bu jenerasyon. Gary Neville, Giggs, Scholes, Roy Keane ve Beckham araya yeni isimler katılsa da uzun bir süre takımın iskeletini oluşturdular. 2000’ler başlarken de Rio Ferdinand, Wes Brown, Fletcher, John O’Shea katıldı kemik kadroya. Bu isimlerden bazıları sürekli yer bulamasa da kadroda her zaman hazır kıta beklediler. İhtiyaç duyulduğunda da uzun yıllar beraber oynamanın avantajıyla hiç sırıtmadılar. Sir Alex’in rotasyonunda her zaman önemli bir yer tuttular.

90’larda takımla çok oynamadı kurt İskoç. Ancak yeni milenyumda güçlenen Arsenal, Mourinholu Chelsea, Ferguson’ı yeni bir takım yaratmak zorunda bırakmıştı. Şöyle bir tazeleyin hafızanızı; Ronaldo, Anderson, Rooney, Vidic, Evra, Carrick, Nani, Park, Van der Sar gibi isimler hep bu dönemde katıldı takıma. Aralarında en fazla 2-3 sene vardır. Ayrılan Ronaldo’yu bir tarafa koyarsak diğerlerinden en az forma giyeninin 4-5 senelik bir Manchester United geçmişi var. Şampiyonlukları Chelsea’ye, Arsenal’e kaptırdılar belki ama yine bambaşka bir iskelet kurdu Sir Alex. Son 5 senede 4 şampiyonluk aldı bu takım. Ferguson, şimdi yine kadroda boşaltmaya gitti. İskoç menajer için asla önemli bir şey olmadı elindeki yıldızların ayrılması. Cantona’nın da, Beckham’ın da, Keane’in de, Van Nistelrooy’un da, Ronaldo’nun da yeri doldu. Her zaman için önemli olan sistemdi.

Eskilerden de önemli bir bölüm koptu şimdi. Gary Neville, Scholes emekli oldu. Wes Brown ve John O’Shea ise Sunderland’e transfer oldular. İşte Ferdinand’a sorulan soru buydu. Takımda bir tecrübe eksikliği yaşanır mı diye. Ferdinand’ın cevabı da doğru. Gerçekten de yaşanmaz. Son 5-6 senede iyi bir iskelet kurdular. O dönemin gençleri şimdi takımın tecrübelileri oldu. İki yetenekli genç David De Gea ve Phil Jones katıldı takıma. Bu iki isimden daha çok zorlanacak olan İspanyol kaleci olacak gibi gözüküyor. Her ne kadar Atletico Madrid’te ciddi bir tecrübe kazansa da Premier Lig ortamı çok daha zorlayacaktır De Gea’yı. Ama onun dışında Manchester United bu sezonun da yine 1 numaralı favorisi. Zaten Sir Alex bırakana kadar da Manchester’in bu favori durumu hiç bitmeyecek. Belki Barcelona yada Real Madrid’e kafa tutacak seviyede değiller ama Premier Ligin kitabını yazmış menajerleriyle Ada’da söz sahibi olmaya devam edecekler.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Tango Zamanı


Bu akşam Arjantin-UIruguay maçı var Copa America'da. Çok önemli bir maç Tangocular için. Kendi evinde bu kadar erken elenmeyi kimse aklına getirmiyor. Turnuvanın başından bu yana çok eleştirilen Messi'yi de Ole gazetesi manşet yapmış. Tango tarihinin unutulmaz figürlerinden biri Carlos Gardel'e benzetmişler Messi'yi. ''Arjantin, Messi'nin Tangosuna güveniyor'' mesajı verilmiş manşette. Hakikaten de Messi'nin sazı eline alması gereken maç. Bakalım ne olacak akşam...

Real Madrid Su Topu Takımı


Arbeloa,Twitter'da paylaşmış bu fotoğrafı. Kaká, Casillas, Alonso, Granero, Varane, Marcelo karedeki isimler. Antrenmandan sonra su topu maçıyla stres atıyorlar.

Sir Alex'in Akıl Oyunları Başladı


Sir Alex Ferguson'ın akıl oyunlarını bilmeyen yoktur. Maçlardan önce, sonra, sezon öncesinde ortaya attığı laflarla meşhurdur. Yada ben her sözünü buna yoruyorum artık. Son açıklaması önümüzdeki sezonun şampiyonluk yarışı hakkında. Uzun yıllardır Premier ligde sadece 4 büyük olduğunu, ancak bu sezon 6 takımlı bir yarış beklediğini söylemiş kurt İskoç. Chelsea, Liverpool, Arsenal ve kendilerinin yanına Manchester City ve Tottenham'ın da gireceğini öngörmüş. Arsenal'in özellikle Fabregas ve Nasri soru işaretlerine rağmen favoriler arasında onları da sayıyor. Aynı şekilde 1990'dan bu yana şampiyon olamayan Liverpool'u da. Bu konuşmalarla her zaman ki gibi üzerlerindeki favori etiketinin üzerini çok güzel kapatıyor Sir Alex. Manchester City için söylediklerine bir itirazım yok. Bu kadar transfer ve kaliteli oyuncularla City'e kesinlikle şans tanıyabiliriz. Ancak burada Tottenham'ı söylemesinin en büyük nedeni, onları da havaya sokup altında kalacakların başlarına bir bela daha açmak. Şimdi ne teori ürettin be diyebilirsiniz ama tecrübeyle sabit söyleyebilirim ki, Sir Alex bir şey söylüyorsa mutlaka bir amacı vardır.