31 Ekim 2011 Pazartesi

Ey Beşiktaş Başkanı...


Dün Beşiktaş’ı izliyorum Sivas karşısında. Sağda Quaresma, solda Simao, ileride Almeida, kadroya alınmayan Guti ve Fernandes…

Vay anasını diyor insan ne biçim bir kadro bu. Peki beklentileri karşılıyor mu? Önümüzdeki yıllar için ya da bırakın gelecek dönemi play-off’a kadar bu takım kimyasını bulur mu? Evet demek çok zor.

Defalarca bu satırlarda yazdım son dönemde. Beşiktaş’ın yerli bir iskeleti olmadan başarının gelmesi hatta bunun uzun döneme yayılması çok zor diye. Bir de Portekizli bir teknik adam getiriyorsun takımın başına. Çok iyi insan,sıfır kariyer, geride kalan 2 ayda gelecek için sana en ufak bir ışık vermeyen bir teknik adam. Takımda gruplaşma hat safhada. Quaresma kafasına göre takılıyor saha içerisinde. Almeida, Necip’e pası tam istediği gibi atmadığı için trip atıyor saha içerisinde. Ernst’in Fenerbahçe maçında Quaresma’nın yaptığı saçmalıklara bir ‘sen ne yapıyorsun’ bakışı var, her şeyi anlatıyor zaten. Hocası da vatandaşına söz geçiremiyor. Ekranlara yansımadı. Carvalhal, Mersin’de maç içerisinde Q7’i yanına çağırıyor taktik vermek için. Babanın tepki ne var ne istiyorsun şeklinde. Yanına çok zoraki geliyor, fazla sallamadan dinliyor. Böyle bir şey olmaz. Giydiğin forma bu ülkenin en büyük 3 kulübünden birinin. Bunları yanlış yorumlamıyorum. 1 ay önce takımın baba isimlerinden, müthiş tecrübeli bir ağabeyiyle konuştum. Tüm bunların üzerine yenilerini katarak söyledi şok oldum. Takımda birlik, beraberlik, saygı gibi şeyler 2.plana itilmiş. Bir takımda en önemli unsurlardır bunlar.

Bir takımda papazlar söz sahibi olmalı bu kesin. Fenerbahçe’nin son yıllardaki başarısında başta Alex, Volkan, Emre, Semih gibi isimlerin takım üzerinde büyük etkisi olmasının büyük payı var. Dünyada da bu böyle. Sir Alex Giggs’i, Scholes’u, Gary Neville’ı neden tuttu yıllarca. Onları gönderse elindeki genç takımı nasıl bir arada tutacak. Barcelona’da Xavi, Puyol şimdi Messi gibi takımın papazları her şeyle ilgileniyor. Milan’da yıllardır bu böyle. Maldini, Inzaghi, Costacurta gibi isimler bu işte çok iyiydiler. Bunlar bir takımın başarısında doğrudan etkili unsurlar. Ama tabi böyle bir oluşum yaratmakta bir takımda 10 yabancı oynatmakla olmaz. Takımın iskeleti minimum 6-7 yerli oyuncudan oluşacak. Bunlarda 1-2’si direkt oynamasa bile o oluşumda yer alacaklar.

Şimdi bir Beşiktaş kadrosu sayayım size. Kalede Cenk yada çok iyi bir yabancı kaleci. Savunmada İsmail-Egemen-Samsun’dan alınmış Kemal yada yıllardır Beşiktaş’ta oynamaya devam eden Sivok-Hilbert ya da Tanju. Orta sahada Veli-Necip-Ernst-hadi diyelim bir tane de yabancı. İleride mutlaka ama mutlaka Mustafa-Simao-Holosko ya da o bölgede oynayabilecek bir başka yabancı. Şu 11’de bile 6 yerli var canla başla mücadele edecek, en az 3 yabancı var minimum 3 senedir Beşiktaş’ta oynayan. Topa kafayı sokan, takımı için terinin son damlasına kadar mücadele eden. Böyle bir takım kaybetse kim ne kadar üzülür, canla başla mücadele ettiği sürece.

Sisteme, isimlere çok takılmayın. İyi isimler eklerisiniz, çıkartırsınız çok önemli değil. Amaç iskeleti doğru kurmak ve sabretmek. Bugün Beşiktaş taraftarı şampiyonluk için 3 sene de bekler 4 sene de. Ama böyle bir kadroyla istikrarı korursan hemen her sene şampiyonluk yarışında olacağın kesin. Tabi bir de bu isimleri iyi hazırlayan, disiplinli bir teknik adam lazım. Özellikle ülkemiz gibi bir yerde böyle bir kadroyla başarının gelmeme şansı yok. Yani milyon dolarları saçmakla şampiyon olamıyorsunuz. Bari bunu deneyin. Geçmişte uzun vadeli başarıları nasıl yakalamışsın bunu bir araştırın. Neden hep kolay ve başarı garantisi olmayan yolu seçiyorsunuz. Barcelona-Real Madrid örneği son dönemde neyinize yetmiyor. Real bile işin sırrının para saçmakta olmadığını gördü de kadroyu koruyup doğru teknik adamla istikrar olduğunu gördü. Lütfen siz de görün artık ve doğruları en azından yapmaya çalışın. İşte o zaman büyük başkan ve kulüp tarihinin efsaneleri arasına girersiniz. Yoksa böyle giderse nefret edilen olmaya devam edeceksiniz.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Futbol TV


30 Ekim Pazar
13:30 Çaykur Rizespor - Konyaspor (TRT 3)
13:30 Akhisar Bld - Kasımpaşa (TRT Anadolu)
15:00 Bursaspor - Manisaspor (Ligtv 2)
16:00 Kayserispor - Galatasaray (Ligtv)
16:30 Köln - Augsburg (TRT Haber)
18:00 Tottenham - QPR (Ligtv 3)
19:00 Adanaspor - Göztepe (TRT 3)
19:00 Ankaragücü - Büyükşehir Bld (Ligtv 2)
19:00 Beşiktaş - Sivasspor (Ligtv)
20:00 Vasco Da Gama - Sao Paolo (Ligtv 3)
21:00 Atletico Madrid - Zaragoza (NTV Spor)
23:00 Malaga - Espanyol (NTV Spor)
31 Ekim Pazartesi
20:00 Mersin İdman Yurdu - Gençlerbirliği (Ligtv 2)
20:00 Fenerbahçe - Karabükspor (Ligtv)

Gennaro Gattuso

28 Ekim 2011 Cuma

BJK-FB Maçının Özeti


- Quaresma rezalet. 90 dakika boyunca Bekir'i bayıltıp-ki bayıltmayan yok-Almeida'ya golün ortasını yaptı. Ziegler saçmalamasa Volkan çıkaracaktı belki. Bir de 80.dakikada Emre'yi bakkala gönderdi o kadar. Hadi golün ortası tamam. Emre'ye çalımı tribünleri mest etti. Onun dışında 90 dakika arkadaşlarına hücumda yardım etmeyen, gereksiz zorlamalar yapan, pozisyonları öldüren, etrafındakileri küstüren bir Quaresma vardı.

- Aykut Kocaman, 2.yarı anlaşılmaz bir şekilde sahanın açık ara en 2-3 futbolcusundan biri olan Caner'i çıkardı. Niye yaptı, neyi düşündü anlamak zor. Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü. Diriltti takımı.

-Carvalhal ise maçı beraberliğe taşıyan isimdi. 85'te buz gibi Holosko'yu Quaresma'nın yerine aldı. Cesareti olsa ilk yarı bitiminde yapardı bu değişikliği. Hadi biraz daha azını düşünelim. 12.dakikada attığı anormale gole kanıp 90 dakika Simao'yu sahada tuttu. Simao elinden gelen her şeyi yaptı ama Holosko'yu 70'de alsa oyuna arkası yayla gibi açık Fenerbahçe savunmasını perişan edebilirdi. Bugün bir kez daha net olarak gördük ki Carvalhal, Beşiktaş'ta ancak alt yapı hocalığı yapabilir. Çünkü insani ilişkileri iyi.

-Ernst'e bir kez daha hayran kaldım. Bu kadar maç eksiğine rağmen Egemen ile birlikte Beşiktaş'ın en iyisiydi. Quaresma'ya nefret dolu bakışlarını birkaç kez gördüm ama ona rağnen ya sabır demeye devam etti. Büyüksün Fabian. Egemen'e de aldığı her kuruş helal olsun. 1.dakikadan bitiş düdüğüne lider gibi oynadı.

-İsmail de son maçlarda ki yükseliş sürüyor. Hücumda ki yeteneklerine savunma becerilerini de eklerse yıllarca sol bek ne Beşiktaş ne de milli takım arar. Ama istikrarsız devam ederse iki tarafta kara kara düşünmeye devam eder.

-Fenerbahçe gerçekten iyi takım. Kısıtlı kadroya rağmen müthiş bir dayanışma ve direnç var. Takımda papazlık müessesinin üst düzeyde olması bence önemli. Dünyada da büyük takımlar bu hiyerarşi sayesinde başarılı oluyor bana göre. Beşiktaş'ın papazı maalesef Quaresma, Fenerbahçe'nin ise Alex, Emre, Volkan ve Gökhan. İki takım arasındaki en belirgin fark bu.

-Beşiktaş'ın bu sezon şampiyon olma ihtimali ise koca bir sıfır. Bu kadar kalabalık kadro, oynayamayan üst düzey oyuncuları düşününce gelecek olan şampiyonluğun tarifi olmaz. Çünkü mucizedir.

-Alex'in ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu bugün bir kez daha gördük. Attığı golde oraya gitmesi, mermi gibi gelen topu düzgün bir şekilde ağlara göndermesi ve oyunun büyük bölümünde Aurelio'nun anlamsız adam markajına rağmen istediklerini kolayca yapmasıyla Fenerbahçelilerin gönlünde neden ayrı bir yere sahip olduğunu bir kez daha gösterdi.

-Maçın başında kapıları yıkan Fenerbahçe taraftarlarını da Patogonya da bir de bizim ülkede görürsün. Böyle saçma sapan bir organizasyon kimin işiyse tebrik etmek lazım. Beşiktaş taraftarı da maçın önünde güzel bir fikir ortaya koymuş. Van'da ki depremzedelerimiz için atkıları sahaya attılar. Ama son düdükten sonra yapılsa daha mantıklı olurdu. Maç oynanırken atarak hiçbir yere hiçbir mesaj götürülmedi, aksine görüntü hiç hoş olmadı.

-Son olarak, izlemesi keyifli ama iki takım adına hataların fazlaca olduğu bir maçtı. Play-Off sistemi yüzünden de kimse çok yanmıyor, kaçan puanlara. Ama futbol seyircisi ve zevki git gide bitiyor. Bunu da başaranlara helal olsun.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Tuhaf Sonuçların Haftası


Avrupa'da garip bir haftayı geride bıraktık. Bu kadar tuhaf sonucun peş peşe geldiği bir maç haftası hatırlamıyorum. Her ligde olmadık sonuçlar çıktı. Herhalde bahis şirketleri arkalarına yaslanıp kıs kıs gülmüşlerdir. Kazanan favori sayısı bir elin parmaklarından azdı. Büyük liglerden bahsediyoruz tabi ki. Alt liglere yada son haftalarını yaşayan ligleri söylemiyorum. İspanya'da Barcelona'nın Sevilla ile berabere kalmasıyla düğmeye basıldı. Manchester United neredeyse yaklaşık 85 yıl sonra bu kadar farklı mağlup oldu. İki takım arasında daha önce de biri diğerini farklı yendi ama 6 gollü bir galibiyeti en son yine City almıştı. 23 Ocak 1926'da ezeli rakibini deplasmanda yine 6-1 mağlup etmişti United.

Almanya'da Bayern Münih, 10 kişi kaldığı Hannover deplasmanında 2-1 ile boyun eğdi. Chelsea maçın başında bir gol yedi QPR deplasmanında. 45 dakika dolmadan 9 kişi kaldı maviler. Ancak işin komik yanı korner dahi atmadan rakibin üzerine gitmeden QPR'ın maçı 1-0 galip bitirmesiydi. Aman abi ne olur ne olmaz modundaydı ligin yeni takımı. Akşam da bu furyanın son kurbanı Fenerbahçe oldu. Kazanmak için yapılabileceklerin büyük bölümünü yaptılar ama moda rüzgarı onları da etkiledi. Samsun müthiş savunma yaptı ve 1 puanı kaparak Fenere çelmeyi taktı. Daha var mı atladığım maç bilmiyorum. Bahiste kağıt yırtan çok olmuştur onu biliyorum. Ya da tahmin ediyorum diyelim. Kazanan sürprizcilere de helal olsun diyerek yazıyı sonlandıralım.

23 Ekim 2011 Pazar

Bir Başka Aziz/Barcelona:0 Sevilla:0


Rakamlar aynı, futbol aynı, karşı takımın hali aynı ama skor bu kez değişik. Barcelona, Nou Camp'ta ki bilindik baskısını, topla oynama oranını sahaya yansıttı ama Javi Varas'ı geçemedi. Yukarıdaki başlık ise yarının Betis gazetesi Estadio Deportivo'dan. En altta da dünün manşeti var. "Bu kapı kapalı" demişler. Her maçtan önce atarlar bu tip manşetleri yerse diye ama böyle yerini bulunca güzel oluyor. Bülent Timurlenk 3 Ekim'de yazmıştı Javi Varas ile ilgili bu yazıyı. Bu sezon işlerin yoğunluğundan sağlıklı bir şekilde izleyemiyordum La Liga'yı ama Javi Varas takılmıştı aklıma bir kere. Bugün de Barcelona karşısında harika bir performans göstererek alınan puanın kahramanı oldu. Aceto'da da belirtildiği gibi parlamakta geç kalmış bir isim Javi Varas. Ama bu sezon başında Alex Ferguson bilse belki De Gea'yı almakta bu kadar acele etmezdi. Varas, yılların acısını çıkartıyor sanki ve bu gece alınan 1 puanda baş rolü oynayarak kariyerinde unutulmayacak bir hatıraya imza attı.

Maça fazla bakmaya gerek yok sanırım. Barcelona hak etti ama kazanamadı. Penaltı pozisyonu bana biraz ucuz geldi. Belki de Barça nefretim bunu bana söyletiyor. Ama Messi penaltıyı kaçırınca "haksızmış ulen hakikaten" demekten kendimi alamadım. Orada penaltının kaçmasında bir büyük etken de Sevillalı oyuncuların başta Kanoute olmak üzere yaptığı çirkeflik. Kanoute, penaltı noktası üzerindeki topla oynadı, ardından da Fabregas'ı dürterek kırmızıyı gördü ama oyunu soğuttu. Javi Varas da penaltıyı kurtararak Sevilla'da kahraman oldu. Sonrasında hakeme çok gıcık oldum. 4 dk.uzatmaya bir 4.dk daha ekleyerek Barcelona atana kadar havasını fazlasıyla verdi. Halbuki oyun en fazla 2.5 dk. durmuştu, o karmaşada. Neyse sonuçta Barcelona puanı kaybetti, bana da huzur geldi bir parça. Sevmiyorum adamları ne yapayım.

21 Ekim 2011 Cuma

Futbol Tv


21 Ekim Cuma
20:00 Antalyaspor - Galatasaray (Ligtv)
21:30 Augsburg - Werder Bremen (TRT HD)
22 Ekim Cumartesi
13:30 Kartalspor - Denizlispor (TRT 3)
14:45 Wolves - Swansea City (Ligtv 2)
15:00 Eskişehirspor - Manisaspor (Ligtv)
16:30 Borissia Dortmund - Köln (TRT Haber)
17:00 Bolton - Sunderland (Ligtv 2)
19:00 Göztepe - Gaziantep Büyükşehir Belediyespor (TRT 3)
19:00 Bursaspor - Trabzonspor (Ligtv)
19:00 KDÇ Karabükspor - Büyükşehir Belediyespor (Ligtv 2)
19:30 Liverpool - Norwich City (Ligtv 3)
19:30 Hamburg - Wolfsburg (TRT HD)
21:00 Malaga - Real Madrid (NTV Spor)
23:00 Barcelona - Sevilla (NTV Spor)
23:00 Fluminense - Atletico Mineiro (Ligtv 2)
23 Ekim Pazar
13:00 Real Betis - Rayo Vallecano (NTV Spor)
13:30 TKİ Tavşanlı Linyitspor - İstanbul Güngörenspor (TRT 3)
13:30 Adanaspor - Sakaryaspor (TRT 1)
15:00 MKE Ankaragücü - Orduspor (Ligtv 2)
15:00 Kayserispor - Sivasspor (Ligtv)
15:30 Manchester United - Manchester City (Ligtv 3)
16:00 Konyaspor - Karşıyaka (TRT 3)
16:30 Bayer Leverkusen - Schalke 04 (TRT Haber)
18:00 Queens Park Rangers - Chelsea (Ligtv 3)
18:30 Hannover 96 - Bayern Münih (TRT HD)
19:00 Bucaspor - Çaykur Rizespor (TRT 3)
19:00 Gaziantepspor - Gençlerbirliği (Ligtv 2)
19:00 Fenerbahçe - Samsunspor (Ligtv)
19:00 Atletico Madrid - Mallorca (NTV Spor)
21:00 Internacional - Corinthians (Ligtv 3)
23:00 Villarreal - Levante (NTV Spor)
24 Ekim Pazartesi
20:00 Mersin İdman Yurdu - Beşiktaş (Ligtv)
Tribündergi

Aynı Hikaye/D.Kiev:1 Beşiktaş:0


90+4'te golü yiyorsun, üzülmen gerekir değil mi? Üzülmüyorsun. 20.dakikada yesek de üzülmeyecektim, bu dakikada yediğimiz için de üzülmeyeceğim. Sahadaki futbol hakkında daha fazla bir şeyler karalamaya gerek yok. Eğer ortalama bir takımsan oyunun iki yanından da bazı şeyleri iyi yapman gerek. Savunma ve hücumdan bahsediyorum. Mesela savunma iyi olur, hücumun vasat, yine de bir noktaya gelirsin. Ya da tam tersi. İkisini de iyi yaparsan Barcelona, Real Madrid, Manchester United vs. olursun. Onlarda ki aksaklık daha nüanslarda saklıdır zaten. Böyle bir kulüp değilsen belli şeyleri iyi yapmak zorundasın. Beşiktaş'a baktığımda koca bir hiç görüyorum. Bu takım şunu iyi yapıyor diyemiyorsun.

Mesela Lucescu'nun ilk geldiği sezon savunmayı çok iyi yapıp, hücumu idare eden bir Beşiktaş vardı. 2.sezonun ilk yarısında ikisini de iyi yapan bir takımdı Beşiktaş. Sonrasında yine çok kalabalık kadronun doğal sonucu 2 sene rezil bir Beşiktaş izlemiştik. Tigana'yla başlayan dönemde ise Beşiktaş da savunma başarısı ufak ufak oluşmaya başlamıştı. Ertuğrul Sağlam da bu daha da belirginleşti. Mustafa Denizli ile gelen şampiyonlukta bu olgu tavan yaptı. Beşiktaş o sezon hücum gücüyle şampiyon olmadı. Savunma ve orta sahanın müthiş yardımlaşmasıyla hedefe ulaştı.

Şimdi ki takıma baktığınızda bir tane olumlu taraf yok. Savunma oyuncuları bireysel olarak kaliteli ama orta sahayla bütünleşmesi yok. Orta saha oyuncuları bu ligin üstünde ne arkaya ne öne faydası var. Hücum oyuncuları da aynı şekilde bu ligin üstünde ama bazısı kendine oynuyor, bazısı yeteri kadar top alamıyor yine aynı sorun, kopukluk var. Ömer Üründül'ün klasik lafı "bloklar arası bağlantı yok" Beşiktaş'a tam uygun bu sezon.

Geçen sezonun devre arasından itibaren transfer olan her oyuncu Beşiktaş'ın borcu gibi kadroda kabarmaya neden oldu. İsimlerin profili o kadar yüksek ki oynatmasan büyük sıkıntı. Rotasyonun kurbanları geçen sezonun en faydalı ismi Hilbert ile geldiği günden bu yana en fazla 3 maç kötü oynayan Fabian Ernst oldu. Bu oyuncuları kesince uçuşa mı geçti Beşiktaş, hayır. Fernandes'i oynatmasan Q7 ve Simao arıza çıkaracak belli. Kadronun kalabalık olması şu an Beşiktaş'ın en büyük derdi.

İsimlere göre 11 yapmaya çalışırsan ideal dizilişini bulamazsın. Bazı oyuncular gidecek ve kenarda arıza çıkarmayacak tipler olacak ki huzur gelsin. Her zaman söylediğim yerli iskelet mutlaka oluşturulacak. Yapılası gerekenler listesi uzar gider. Öncelik bu takımın bazı şeyleri düzgün yapmaya başlamasında. Bunun için de üst düzey bir teknik direktör olmaya gerek yok. Sadece biraz cesaret lazım. İyi insan Carvalhal bunu yapabilir mi? İşte bu çoook büyük bir soru işareti.

20 Ekim 2011 Perşembe

Homeland


Son dönemde kaliteli dizi bulmak zor. Senaryosu, çekimi, oyunculuğu ile "Homeland" bu dönemin en iddialı yapımlarından biri olabilir. Amerika'nın Irak politikasından bıktık artık biliyorum ama bu dizi çok farklı. Dizi 8 yıldır Irak'ta esir olan Çavuş Nicholas Brody'nin bir baskın sırasında bulunmasıyla başlıyor. Daha faza ipucu vermeden şöyle söyleyeyim. Ülkesine dönen Brody bir savaş kahramanı mı? Iraklı teroristler için mi çalışıyor? Bunu zaten Trailer'da bile görüyorsunuz. Brody rolünde benim çok sevdiğim ama hak ettiği yeri bulamadığını düşündüğüm Damian Lewis var. Hayranları onu Band Of Brothers'ta ki Binbaşı Winters ve Life dizisinde haksız yere yıllarca hapis yatan polis memuru Charlie Crews rolleriyle hatırlayacaktır. Lewis için bunu yazmak istedim çünkü gerçekten müthiş yetenekli bir oyuncu. Brody'nin eşi rolünde "V" de Kraliçe Anna rolüyle hatırladığımız taş Morena Baccarin var. Dizinin diğer başrolünde ise ünlü oyuncu Claire Danes yer almış. Dizi hakkında fazla da ip ucu vermek istemiyorum. Pilot bölümüyle sizi hemen kavrayacak bir yapım olmuş. Şu ana kadar 3 bölüm oynadı. Saçma sapan bir şekilde reyting kurbanı olmazsa hayran kitlesi fazla olur. Showtime kanalının bu yapımının Divxplanet'de Türkçe altyazıları da mevcut. İyi seyirler, pişman olmayacaksınız.

18 Ekim 2011 Salı

Futbol Tv


18 Ekim Salı
19:00 CSKA Moskova - Trabzonspor (Star)
21:45 Lille - Inter (Star)
21:45 Real Madrid - Olympic Lyon (Euro Futbol)
21:45 Napoli - Bayern Münih (Smart 3D)
19 Ekim Çarşamba
13:30 İstanbul Güngörenspor - Kayseri Erciyesspor (TRT 6)
17:00 Gaziantep Büüykşehir Belediyespor - Adanaspor (TRT 6)
20:00 Denizlispor - Konyaspor (TRT 3)
21:45 Barcelona - Viktoria Plzen (Euro Futbol)
21:45 Marsilya - Arsenal (Smart 3D)
20 Ekim Perşembe
13:30 Boluspor - Elazığspor (TRT 6)
20:00 Udinese - Atletico Madrid (Euro Futbol)
20:00 Sturm Graz - Anderlecht (Smart 3D)
20:00 Çaykur Rizespor - TKİ Tavşanlı Linyitspor (TRT 3)
22:05 Dinamo Kiev - Beşiktaş (Star)
22:05 Stoke City - Maccabi Tel Aviv (Euro Futbol)
22:05 Tottenham - Rubin Kazan (Smart 3D)
Tribündergi

16 Ekim 2011 Pazar

Gerçek Taraftar


Yağmurda, çamurda maça gitmek, boğazın yırtılırcasına bağırmak yetmez bazen. Kulübün için daha fazla şeyler yapman gerekebilir. Ülkemizde özellikle Anadolu takımlarının statları dolduramaması ve sürekli hakkımız yeniyor gibi ağlamaları artık kabak tadı veriyor. Polonya'nın Hutnik Krakow takımının bazı bayan taraftarları kulübüm için her şeyi yaparım diyenlerden. Kulüplerine mali yönden destek olmak isteyen bu bayan taraftarlar kendilerince bir çözüm yolu bulup takvim için çıplak poz vermişler. Aynısını yapın demiyorum ama sadece başka türlü çabalayın biraz. Benim kulübüm diyorsan taşın altına elini sok. Örnek ol. Bu konuda Fenerbahçe taraftarının son günlerde yaptığı çok güzel bir davranış. özellikle şehir takımlarının taraftarı da aynı düşüncede olursa daha güzel bir lig tablosu ve görüntü çıkar ortaya.

14 Ekim 2011 Cuma

Kıtalar Arası Derbi


Espn-Soccernet, dünyada nefretin en üst noktaya çıktığı derbilerin listesini yayınlamış. Her derbiyi kendi ismiyle vermiş. Galatasaray-Fenerbahçe derbisini ise başlıktaki ismiyle Türkçe yazmış. Başka ülkelerde ki derbilerden bazılarını İngilizceye çevirirken bu rekabeti Türkçe yazması hoşuma gitti açıkçası. Linki de BURADA.

Balık İstifi

O Fenomeno


Sakatlanmasa Maradona ve Pele'den sonra dünya onu anacaktı belki de. Mecburi aralara rağmen bir dünya kupası, bir final (94'te de kenarda şampiyonluk sevinci). Messi'nin daha yapacak çok şeyi var o yüzden. Gerçek bir efsane olmak istiyorsan Dünya Kupası'nı kazanacaksın. Mükemmel bir takımda Şampiyonlar Ligi'ni 10 defa kazan, yalan. Mundo Deportivo bugün Brezilyalı efanenin Barça gollerinin ilk bölümünü vermiş. Linki BURADA. Son söz ise Inter'de sakatlandıktan sonra ünlü Katalan yazar Manuel Vasquez Montalban’ın ki:”Eğer futbol bir dinse bugün tanrısını yitirmiştir”.

Cobie Smulders

Futbol Tv


4 Ekim Cuma
20:00 Trabzonspor - Ankaragücü (Ligtv)
20:00 Gaziantep BŞB - Sakaryaspor (TRT 3)
21:30 Werder Bremen - Borissia Dortmund (TRT HD)
15 Ekim Cumartesi
13:30 Kayseri Erciyesspor - Çaykur Rizespor (TRT 3)
14:45 Liverpool - Manchester United (Ligtv 2)
15:00 Orduspor - Eskişehirspor (Ligtv)
16:00 Bucaspor - Denizlispor (TRT 3)
16:30 Bayern Münih - Hertha Berlin (TRT Haber)
17:00 Manchester City - Aston Villa (Ligtv 2)
19:00 Real Madrid - Real Betis (NTV Spor)
19:00 Beşiktaş - Kayserispor (Ligtv)
19:00 Sivasspor - Gaziantepspor (Ligtv 2)
19:00 Adanaspor - Akhisar Belediyespor (TRT 3)
19:30 Chelsea - Everton (Ligtv 3)
19:30 Schalke 04 - Kaiserslautern (TRT HD)
21:00 Barcelona - Racing Santander (NTV Spor)
23:00 Granada - Atletico Madrid (NTV Spor)
16 Ekim Pazar
13:30 TKİ Tavşanlı Linyitspor - Karşıyaka (TRT 1)
15:00 Gençlerbirliği - Antalyaspor (Ligtv 2)
15:00 Büyükşehir Belediyespor - Samsunspor (Ligtv)
15:30 Arsenal - Sunderland (Ligtv 3)
16:00 Konyaspor - Kartalspor (TRT 3)
16:00 Elazığspor - Giresunspor (TRT 6)
16:30 Freiburg - Hamburg (TRT Haber)
17:00 Zaragoza - Real Sociedad (NTV Spor)
18:30 Köln - Hannover 96 (TRT HD)
19:00 Levante - Malaga (NTV Spor)
19:00 Galatasaray - Bursaspor (Ligtv)
19:00 Manisaspor - Karabükspor (Ligtv 2)
19:00 Göztepe - Boluspor (TRT 3)
21:00 Palmerias - Fluminense (Ligtv 3)
21:45 Lazio - Roma (Bulun İzleyin)
23:00 Sevilla - Sporting Gijon (NTV Spor)
17 Ekim Pazartesi
20:00 Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe (Ligtv)
Tribündergi

13 Ekim 2011 Perşembe

Play-Off Eşleşmeleri


TÜRKİYE-HIRVATİSTAN
Bosna Hersek-Portekiz
Estonya-İrlanda Cum.
Çek Cumhuriyeti-Karadağ

Eşleşmeler böyle. İyi bir kura bana göre. İrlanda ve Portekiz daha çok korkutuyordu beni. Hıtvatlar bize karşı intikam çığlıklarıyla oynayacaklar ama aşırı motivasyon kurbanı da olabilirler. 2008'de ki kadrolarından çok fark yok. Takım oyununu iyi oynuyorlar ama elenmeyecek bir ekip değil. Tabi bu elemelerde yanımızda fazlasıyla olan şansın devam etmesi lazım. Çünkü bu eşleşmenin favorisi gün itibariyle Hırvatlardır.

Bosna-Portekiz eşleşmesi de 2010 elemelerinin rövanşı niteliğinde olacak. 2 sene önce Bosna bir hayli zorlamıştı güçlü rakibini. Son mçata da Fransa'ya ecel terleri döktürdüler hatta yine klasik, soru işaretleriyle dolu bir penaltı golüyle Play-Off'a kaldılar. Maçın genelinde hak etmişlerdi. Bu maçların havası başka. 2010'da Slovenya'nın Rusya'yı elemesi bunun göstergesi. O yüzden Portekiz kesin eler diyemiyorum.

İrlanda ise finallere kalma yolunda en şanslı takım gibi duruyor. Estonya her ne kadar bir peri masalı yaşıyor olsa da 2010 elemelerinde nasıl elendiği ortada olan öfkeli İrlanda'nın öyle ya da böyle zayıf rakibini elemesini bekliyorum. Trapattoni şovu finallerde göreceğiz gibi.

Çek Cumhuriyeti-Karadağ eşleşmesi de soru işaretleriyle dolu bir kura oldu. Karadağ, yaptığı çıkışla herkesin beğenisini kazandı ancak karşısında da her ne kadar eski gücünden çok uzak olsa da ekol sayılabilecek bir ülke var. Tecrübe ağır basmazsa favorim Karadağ. Sonuçta İrlanda'nın ki hariç diğer hepsi her türlü sonuca açık eşleşmeler. Bekleyip göreceğiz kim bileti alacak.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Acımasızca...


Bu grafiği normalde önünüze koysalar, bir takımın maç boyu orta sahayı nasıl kullandığını sanırsınız. Ama grafiğin sahibi takım İspanya olunca işler değişiyor. Dün gece biz sevindik ama öte yandan acıklı 2 durum vardı. Bir yanda Belçika, diğer tarafta İskoçya. İkisi de son maçını kazanırsa Play-Off'a kalacak. Birinin rakibi Almanya, diğerinin İspanya. Böyle eziyet, böyle şanssızlık olmaz. Belçika, 33.dakikada Play-Off defterini kapattı. İskoçya'nın da fazla uzun sürmedi ama bu yukarıda grafiğini gördüğünüz ilk gol tam bir eziyetti. Gol öncesi 11 oyuncunun hepsi topa dokunmuş. Top filelerle buluşana kadar 1 dakika 34 saniye geçmiş ve toplamda 42 kez oyuncular topa dokunmuş. Ayıptır, günahtır. Bu kadar eziyet en baba işkenceciyi bile kıskandırır.

Play-Off'tayız Oleyyyy!


Başlıktaki gibi diyecek halimiz yok. Kutlama yapmanın anlamsız olduğu bir başarı bu. Doğru bir şey yapmadan, doğru dürüst futbol oynamadan yakalanan bir şans sadece. Grubumuzdaki diğer takımlar bizden daha mı iyiydi? Hayır. Biz onlardan daha mı iyiydik? Tartışılır. Tek farkımız, yıldızlarımız oldu. Arda 2 maçta ortaya çıktı. Burak 2 maçta ortaya çıktı. Biraz Emre gözüktü, Volkan uçtu, bir şans daha elde ettik böylece. Son maçta ise stres tavan yapmıştı, sonuç önemliydi. Aslında tüm maçlarımızı sanki 3 puan önemli, güzel futbolu boş ver gibi oynadık ama Azerbaycan karşılaşması deyimdeki karşılığını buldu.

Şimdi şans bir kez daha mı yanımızda olacak yoksa buraya kadar mı göreceğiz. Rakipler Portekiz, Hırvatistan, İrlanda Cumhuriyeti ve Çek Cumhuriyeti. Bana sorsanız çek bir "Çek" (!) derim. İçlerinde en zayıf halka olarak Çekler duruyor. Tabi sen böyle oynamaya devam edersen onlar da ekol takım, yerler seni ama Çek Cumhuriyeti dişimize göre. İrlanda biraz sıkıntılı. Mağlup etmesi zor bir takım. Son elemelerde zaten Fransa'ya hakem kıyağıyla elendiler. Trapattoni gibi bir kurt karşısında bizim Hiddink biraz kuzu olur. Hiç istemem. Hatta Portekiz'den sonra hiç istemediğim 2.takım. Hırvatlar ise 2008'e göre kan kaybıyla geldiler buraya ama motivasyonları yüksek olur bize karşı. Bu da doğal. Bilic hala kabuslar içinde uyanıyordur, 3 sene öncesini hatırlayınca. Ama bir yandan da avantaj olabilir bizim için bu kadar aşırı motivasyon. Sadece ilk maçı deplasmanda oynamayalım. Cehennemvari atmosfer, işi İstanbul'a bıraktırmayabilir. Sonuçta dişimize göreler. Portekiz'i söylemiyorum. Onları geçip finallere kalmak sadece hayal olur. Onları elememiz Türk Futbol tarihinin en büyük zaferi olarak geçer kayıtlara. Uefa şaşırır, maçı inceler. Seri başı olmamamıza rağmen biri hariç kötümser olmayı gerektirmeyecek rakipler var karşımızda. Ne yaparız diye sorarsınız, cevabım belli: Finallerde olma şansımız %10.

Öte yandan dün gece Trt 1'de bizim programımız Şut ve Gol hariç kimse topa giremedi, rakiplerimiz kim olacak konusunda. Amacım kendimizi övmek değil. Bunda kusur aramıyorum. Biz de verirken ekrana doğru mu diye çok düşündük. Uefa'nın sitesine giriyorsun yok. Büyük rezillik. TFF'nin sitesi tam kepazelik. Önce seri başıyız diye yazıyor sonra kaldırıyor. Hürriyet, internet sitesinde nasıl seri başı olduğumuzu puanlarla açıklıyor. Tam bir orta oyunu. Bir tek bizle Lig Tv verdi doğru bir şekilde torbaları. TFF yanlış vererek, Uefa vermeyerek büyük bir rezilliğe imza attı. Neyse Perşembe günü çekiliyor kuralar. Hiç umudum yok ama belki gideriz be.

9 Ekim 2011 Pazar

Şut ve Gol Tanıtım

video
Yapımcılığını 3 arkadaşımla birlikte sürdürdüğüm Trt 1 ekranlarında ki Şut ve Gol programının 10 Ekim'deki tanıtım videosu. Bu müthiş tanıtımı yapan Tolga Hersan kardeşimin bir kez daha ellerine sağlık...

8 Ekim 2011 Cumartesi

20 Sene Öncesi/Türkiye:1 Almanya:3


Bazen maçı izlerken bu takım diğerini nasıl yenecek dersiniz. Almanya'ya karşı milli takımımızı izlerken bu hisse fazlasıyla kapıldım. Maçı anlatan sevgili Ercan ağabeyi bu şekilde maç anlatırken en son 20 yıl önce izlemiştim. Kulüp yada milli takım düzeyinde ezildiğimiz yıllarda Ercan ağabey, fark yemişsek sadece şunları söylerdi: "Taç...Korner...Maçta son 5 dakika". Bugün de o yıllara geri döndüm resmen.

Maça hızlı başladık ama daha 2.dakikada Almanlar karşılaşmanın nasıl geçeceğini net bir şekilde ortaya koydular. O arada Burak ile çok net bir pozisyon yakaladık ama atsak da bir şey değişmeyecekti. Bu Almanya bu Türkiye'den bariz şekilde üstün. Sabaha kadar oynasak milli takımımızın puan alma şansı yok. Yediğimiz ilk gol rezillik. Servet'in yediği çalımı Paf takımı oyuncusu yemez ama bu da oyuncumuzun suçu değil. 3 haftadır doğru dürüst oynamamasına rağmen onu oynatan Hiddink de. Gökhan Zan'a çok güvendiğimden değil hatta Servet, Gökhan'dan çok daha iyi futbolcudur ama şu an için formda, maç eksiği olmayan isim Gökhan. Hiddink böyle bir hatayı üstelik Almanya gibi bir rakibiniz varken nasıl vermiş tuhaf.

İlk golden sonra da gözümüzü kapattığımız anlar başladı hemen. Şu an dünya üzerinde kontra atağa en iyi çıkan takım açık ara Almanya. İleride müthiş şekilde çoğalıyorlar ve cezayı kesiyorlar. Bu şekilde hiçbir şey oynamadan İngiltere ve Arjantin'i 4'ledi bu takım son dünya kupasında. Peki biz her şeye rağmen bu kadar teslimiyetçi bir görüntüde mi olmalıydık, bence hayır. Takımda bugün ki maçtan sonra daha da net anladım Hiddink'e karşı bir memnuniyetsizlik var. Arda'nın oyundan çıkarken Hollandalıya gösterdiği tepki de bunun bir göstergesi. Bunu yapacak cesareti bulması bile inanılmaz bir olay. Maç sonunda da Hamit'in arkadaşlarını basın önünde eleştirmesi milli takımda çoğu şeyin doğru gitmediğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Maçtan 2 gün önce milli takımım kamp yaptığı Swiss Hotel'e gitmiştim. Pierre Van Hooijdonk ile ilgili bir belgesel için. Otele gittiğimde gördüğüm manzara karşısında çok şaşırdım açıkçası. Böyle inanılmaz önemli bir takvim öncesi basın mensupları, futbolcular, arkadaşları sanki bir kamp ortamı değil de arkadaşlar arasında gibiydiler. Ben futbolcuları doğru dürüst göremeyiz, Pierre ile bile zar zor röportaj yaparız diye düşünüyordum ama müthiş bir rahatlık vardı. Bu bile disiplinin çok olmadığı yönünde bir gösterge benim için. Ki hadi gündüz böleydi diyelim, akşam da 2 futbolcunun bir kanaldaki programa canlı bağlantı yaptığını gördüm. Ne zaman dinleniyorlar ne zaman konsantre oluyorlar maça belli değil.

Sonuçta Almanya'ya yenilmek çok önemli değil. Azerbaycan'ı da yenip play-offlara hatta oradan da şampiyonaya bile kalabiliriz. Ama bu takım katılmasa sanki daha iyi. Çünkü hiç bu kadar hak etmemiştik. Bu kadar üst üste kötü oynadığımız bir dönemi daha hatırlamıyorum. Avrupa Şampiyonası'nda daha büyük rezillikler olmasından korkuyorum açıkçası. Hiddink için böyle şeyleri de söyleceğimi hiç düşünmezdim ama bir an evvel yollar ayrılmalı bence. Yoksa bu yıpranmış ilişki içerisinde zor yakaladığımız iyi takım kimliğinden eser kalmayacak.

7 Ekim 2011 Cuma

Bridget Regan


Legend Of The Seeker geyik bir diziydi ama Bridget Regan izleme sebebiydi. Şu güzel kardeşimiz bir film yada diziyle gelse de gözümüz gönlümüz açılsa.

5 Ekim 2011 Çarşamba

3 Ekim 2011 Pazartesi

Türkiye Futbol Tiyatrosu


Kaliteli komedi filmi bulmak zordur. Sizi süresinin en az %80'in de güldüren film ise şu aralar imkansız gibi. Son yıllarda aklıma "Hangover" dan daha komik bir film gelmiyor bu tanıma uyan. Ha bir de "The Kids All Right" ki o da tam komedi sayılmaz. Ama çok gülmüştüm onu hatırlıyorum. Film sektöründe bu sıkıntı gözüme çarparken bambaşka bir platform olan futbolda, aslında ülkemiz futbolunda son dönemde hergün ayrı bir komedi yaşanıyor. Futbol Federasyonunun şike soruşturmasında takındığı tutum, play-off sistemi derken bugün Beşiktaş'ın başına gelen olayı duyduğumda bir yandan güldüm, bir yandan vah vah dedim. Herhalde traji komiğin tanımı bu olsa gerek. Quaresma, Holosko, Ekrem ve Sivok, Beşiktaş'ın bugün oynayacağı lig maçına çıkmadan milli takımlarının kamplarına gidecekler. Bu da Sivok hariç diğer oyuncular, Gaziantep'e geldikten sonra belli oluyor. Beşiktaş yönetimi özellikle Quaresma için panik halinde Portekiz Futbol Federasyonu'nu arıyor. Quaresma milli takım hocasıyla konuşuyor. Maçı oynayayım salı geleyim diye. Cevap aynı, çok basit: "Dalga mı geçiyorsun?"
***
Avrupa Şampiyonası eleme grubu kuraları 2 sene önce çekilmiş. Yani ayın 7'sinde Cuma günü milli maç olacağı tam 2 sene önce belli olmuş. Federasyonda bu takvim mevcut. Hiçbir büyük ülkede Pazartesi günü normalde koymalarına rağmen sırf milli takım takvimi nedeniyle maç oynanmıyor. Sebebi de çok basit. Fifa kuralları gereği oyuncu, maçtan 5 gün önce ülkesi milli takımının kampında olmak zorunda. Yoksa açık bir şekilde ceza yersin. Peki bizim Federasyonumuz ne yapıyor. Pazartesi gününe maç koyuyor. Bu takvim daha önceden belli olmasına rağmen yapıyor bunu. Diğer ülke federasyonları bilmiyor mu böyle bir çözümü. Niye yapmıyorlar? Onlarında marka değeri yok mu? Onlarında yayıncıları bu kuralları bilip bir haftalık da olsa yapacak bir şey yok demiyorlar mı? Biz miyiz tek akıllı bu dünyada.
***
Ya Beşiktaş'a ne demeli? Quaresma'nın Portekiz milli takımında olacağı 30 Eylül günü açıklandı. Siz futbolcunun pazartesi kampa katılması gerektiğini bilmiyor munuz? Niye hemen yazılı başvuruda bulunmuyorsunuz federasyona? Niye olay patladıktan sonra önce sözlü başvuruda bulunduk, pazartesi sabahı yazılı başvuruda bulunacağız diyorsunuz. Sizde mi dalga mı geçiyorsunuz? Kalkıp ta şunu demesinler:"Efendim Beşiktaş perşembe Avrupa Ligi oynadı, o yüzden pazartesiye koyduk" diye. Diğer ülkelerde Avrupa Ligi oynayan yok mu? Atletico Madrid, Beşiktaş'ın perşembe günü oynadığı rakibi Stoke pazar oynadı. Normalde 2 ülkenin de pazartesi takvimi var. Onların federasyonu niye bugüne maç koymadı. Bilmiyorlar mı? Offf of. Bizden hakikaten hiçbir şey olmaz. Federasyonun acemiliği falan değil bu. Tam bir tiyatro. Hem de en komiğinden. Hala böyle küçük hesaplar içindeysek, kulüplerde çıkıp siz ne yapıyorsunuz kardeşim diyemiyorsa, vay halimize. En kötü muameleye layığız biz. Sonra Platini de çıkar atar fırçasını sen de hiçbir diyemezsin. Çünkü zayıfsın.

Not:Holosko ile Ekrem son anda tekrar kadroya girdi, ülke federasyonlarıyla konuşularak. Ama bu genel tablodaki rezilliği örtmez.

2 Ekim 2011 Pazar

Yorumsuz


Başrollerde Aston Villa'dan Stiliyan Petrov ve Queens Park Rangers'dan Anton Ferdinand var. Petrov'un niyeti ne? Ferdinand'ın arzusu ne?